Ana sayfa Zootekni ve Hayvan Besleme Hayvan Besleme ve Bes. Hastalıkları Süt Sığırlarında Besleme Dölverim İlişkisi

Süt Sığırlarında Besleme Dölverim İlişkisi

1102
0

Üreme performansı üzerinde birçok faktör (genotip, sıcaklık stresi, işletme yönetimi vb.) etkili olmakla birlikte besleme daha öncelikli sırada yer almaktadır. Metabolizmada proteinlerin yıkımı sonucunda üre açığa çıkmaktadır. Folikül, yumurtalık ve uterus sıvılarında üre azot düzeyinin yükselmesi oosit ve/veya embriyolar üzerinde toksik etkiye neden olabilmektedir.Diğer yandan, amonyağın üreye dönüşümü için gerekli olan enerji laktasyon başlangıcında varolan negatif enerji dengesinin daha fazla bozulmasına ve üreme performansının kötüleşmesine yol açabilmektedir. Yüksek verimli hayvanlarda enerji açığının yağ ile kapatılmasına yönelik çalışmalar, rasyonlarda kullanılan yağların üreme fonksiyonları üzerinde bir takım etkileri olduğunu göstermiştir. Ayrıca immun yanıttan patolojik mücadeleye, üreme ve büyümeye kadar çeşitli metabolik fonksiyonlar için yeterli miktarda iz minerallerinin alınması ve vücutta emilimin gerçekleşmesi gerekmektedir.

 

GİRİŞ

 

Hayvanlar için esansiyel tüm besin maddelerinin alımı yem aracılığıyla olmakta, bu nedenle besleme, verim üzerindeki etkileri kadar, neslin devamını sağlayan üreme performansı için de çok büyük önem taşımaktadır. Üreme üzerine etkili olduğu bilinen hayvanın genetik yapısı dışındaki pek çok faktör doğrudan besleme ile ilişkilendirilebilir.

Dünya’da olduğu gibi ülkemizde de süt ineklerinde süt veriminden sağlanan artışla birlikte döl veriminde düşme gözlenmektedir. Buzağılama, buzağılama aralığı, gebelik başına düşen tohumlama sayısı ve süt verimi gibi birçok faktör üzerinde üreme performansı etkili olmaktadır. Bu bağlamda üreme performansı işletme ekonomisi açısından temel göstergelerden biridir. Örneğin;  buzağılama aralığında 1 günlük gecikme neticesinde oluşan kaybın ortalama 6 TL/inek olduğu bilinmektedir..

Üreme, hormonal ve metabolik olaylar serisi ile gerçekleşmektedir. Üreme döngüsünü kontrol eden hormonal mekanizmanın etkinliği ise yem tüketimi ve süt verimi ile ilişkilidir. Doğumla birlikte başlayan laktasyon sürecinin ilk 8 haftası üreme açısından en kritik dönemdir. Bu dönemde bir taraftan süt verim düzeyinin artması diğer taraftan ise üreme siklusunun yeniden başlatılabilmesi gerekli olan yenilenme ve hazırlık süreçleri, rasyonun protein ve enerji düzeyleri ile etkileşim içirisindedir.

Bu çalışmada negatif enerji dengesinin üreme performansı üzerine etkisi, ürenin üreme organları ve döl verim üzerindeki etkisi, vücut kondisyon skorunun üreme performansı üzerine etkisi, rasyondaki yağ asitlerinin süt sığırlarında üreme fonksiyonları üzerine etkisi, vitamin ve minerallerin üreme performansı üzerine etkisi incelenmiştir. 

Negatif Enerji Dengesinin Üreme Performansı Üzerine Etkisi

 

Hayvanın doğum sonrasında bulunduğu negatif enerji dengesi ve süresi üreme performansını olumsuz yönde etkilemektedir.

Laktasyonun başlamasıyla birlikte hayvanın negatif enerji dengesine girmesi ve vücut kondisyon skoru kaybı üreme hormonlarının sentez ve salgılanmasında önemli değişiklikler oluşturmaktadır. İnsülin ve glikoz düzeyi negatif enerji dengesi ile birlikte azalmaktadır. İnsülin ovaryumun gonadotropinlere cevabını artırmakta, foliküllerin gelişimi için pozitif etki oluşturmaktadır.

Ovaryum foliküllerinde üretilen östrodiol, östrus belirtilerin görülmesini birinci derecede teşvik eden bir hormondur. Negatif enerji dengesi, insülin ve insülin benzeri büyüme faktörü I (IGF-I)’ in plazma seviyesini azaltarak ovaryum foliküllerinde östrodiol üretimini etkilemekte ve östrus belirtilerinin gözlenmesini baskılamaktadır. Ovaryumda foliküler gelişim ve aktivite üzerine etkili olan IGF-I’nin plazma düzeyiyle laktasyonun ilk iki haftasındaki süt verimi ve dominant folikülerin gözlenmesi arasında da pozitif ilişkiler tespit etmiştir. Erken laktasyon döneminde enerji dengesinin iyileştirilmesi serum IGF-I konsantrasyonunu artırmaktadır. Bu nedenle propilen glikol gibi glikoz ön maddelerinin kullanımı sonucunda enerji tüketiminin artırılması plazma IGF-I konsantrasyonunu artırmakta ve ovaryum aktivitesini daha kısa sürede düzenlemektedir. IGF-I konsantrasyonundaki bu artış birinci ve ikinci östrus sikluslarının diöstrusunda progesteron üretimini de artırmaktadır.         Progesteron gebeliğin devamını sağlayan önemli bir hormondur. Bir östrus siklusundan diğerine kadar olan dönemde progesteron seviyesinin artması gonadotropik hormonlara karşı cevabı artırmaktadır. Progesteron uterus şartlarını düzenlemekte, erken gebelik gelişimini teşvik etmektedir.

           

            Süt Üre Azot Düzeyinin Döl Verimine Etkisi

 

            Yüksek süt verim seviyesinin devamlılığı için genel olarak gereksinim miktarının üzerinde protein düzeyine sahip rasyonlarla besleme tercih edilmektedir. Protein içeriği yüksek rasyonlar süt verimini artırıcı etkiye sahip olmakla birlikte rumen, kan, süt, folikül ve uterus sıvılarında üre düzeyinin artmasına da neden olmaktadır. Süt verimine bağlı olarak SÜN (Süt Üre-N) için normal değerlerin 8-12 mg/dl olduğu, 19 mg/dl’den yüksek değerlerin üreme performansı üzerinde olumsuz etkiye sahip olabileceği düşünülebilmektedir.

Dişi üreme sisteminde, ürenin yüksek düzeyleri döllenme, embriyonik gelişim ve implantasyonu etkilemektedir. Uterusta üre düzeyinin yükselmesi ortam pH’sını  düşmesine neden olmaktadır.

Ürenin oosit yada embriyo üzerindeki toksik etkisi üreme performansını azaltan bir diğer faktör olarak gösterilmektedir.

Yüksek üre düzeyi ile uterus pH ve diğer iyon konsantrasyonlarında meydana gelen değişiklikler kızgınlık siklusunun özellikle diöstrus fazında olmakta ve bu değişiklikler östrus fazında gözlenmemektedir. Diöstrus fazında etkili olan progesteron hormonu ile üre konsantrasyonu arasında negatif yönlü bir ilişki olabileceği ileri sürülmektedir.

 

Vücut Kondüsyon Skorunun Üreme Performansı Üzerine Etkisi

 

            Vücut kondüsyon skoru, bir süt ineğinin beslenme düzeyini tespit etmede kullanılan pratik bir veridir. Doğumda 3.5-4 arsında olan vücut kondisyon skorunun doğumdan sonra en fazla 1 puan düşmesi tavsiye edilmektedir. Yüksek verimli süt ineklerinin beslenmesinde düşük enerjili kaba yemlerin kullanılması sonucunda canlı ağırlık ve kondüsyon skorunda gözlenen kayıp üreme performansını olumsuz yönde etkilemektedir. Kondüsyon skorundaki anormal kayıplar progesteron üretiminin de azalmasına neden olmaktadır. VKS, doğum sonrası kuru madde tüketimini de etkilemektedir. Vücut rezervlerini fazla kullanan ve kuru madde tüketimini hızlı bir şekilde artıramayan süt ineklerinde ilk ovulasyon görülme zamanı gecikmektedir.

 

Rasyondaki Yağ Asitlerinin Sütçü Sığırlarda Üreme Performansı Üzerine Etkisi

 

Yüksek verimli hayvanlarda enerji açığının yağ ile kapatılmasına yönelik çalışmalar, rasyonlarda kullanılan yağların üreme fonksiyonları üzerinde bir takım etkileri olduğunu göstermiştir. Bu etkilerin esas olarak üreme üzerinde önemli rolleri bulunan progesteron ve prostaglandinlerin ön maddelerinin yağ asitleri olmasından kaynaklanmaktadır. Rasyonların, linoleik asit (C18:2), linolenik asit (C18:3) ve araşidonik asit (C20:4) içerikleri progesteron ve prostaglandinlerin sentezini artırabilir yada azaltabilir.

Araşidonik asit, prostaglandinlerin ön maddesidir. Ayrıca, linoleik asit de, araşidonik asite dönüşerek prostaglandinlerin sentezinde önemli etkiye sahiptirler. Rasyondaki linoleik ve araşidonik asit seviyelerindeki artış prostaglandinlerin sentezini stimüle etmektedir. Bu nedenle rasyona ilave edilen yağlar, prostaglandinlerin sentezini etkileyebilmektedir.

Kolesterol, progesteronun temel ön maddesidir. Linolenik asit de kolesterolün ön maddesi olmasından dolayı progesteron sentezinde rol oynamaktadır. Rasyon yağının yağ asiti profili progesteron sentezini etkileyebilmektedir. Linolenik asit ilave edilmiş rasyonlarla baslenen ineklerde kan progesteron konsantrasyonlarında artışlar görülmüştür. Bu artışa bağlı olarak folliküler ve lüteal hücreler uyarılmış ve progesteron sentezi artmıştır.

Bu yağ asitleri progesteron ve prostaglandinlerin sentezini stimüle ederek, follikül gelişimi, ovulasyon, embriyonun implantasyonu, gebeliğin anne tarafından tanınması, gebeliğin oluşması ve doğum üzerine etki etmektedirler. Sonuç olarak, yüksek süt verimine sahip hayvanların rasyonlarına ilave edilen yağlar, bu hayvanların enerji ihtiyaçlarını karşıladıkları gibi yapılarında bulundurdukları yağ asitlerinden dolayı da üreme fonksiyonlarını etkilemektedirler. Bu nedenle rasyonlar hazırlanırken hayvanların içerisinde bulundukları üreme periyodu ve rasyonlarda kullanılacak yem maddelerinin yağ asiti içerikleri dikkate alınmalıdır.

Kuru madde tüketimini düşürmeleri sebebiyle linoleik ve linolenik asit gibi yağ asitlerinin yeni doğum yağmış hayvanların rasyonlarına katılmaması, eğer katılmaları gerekiyorsa laktasyonun 30. gününden sonra katılmaları tavsiye edilmektedir. Bu dönemden sonra rasyona yağ ilave edilmesi gebelik oranını artırmaktadır.

 

Vitamin ve Minerallerin Üreme Performansı Üzerine Etkisi

 

Vitamin ve mineraller serbest radikallerin hücre içi detoksifikasyonunu, üreme üzerine etkili steroid hormonlar ve diğer hormonların sentezini, karbonhidrat, protein ve nükleik asit metabolizmasını etkileyen besin maddeleridir. Eksiklikleri veya fazlalıkları erkek hayvanlarda libido ve spermatogenezisi, dişi hayvanlarda ise fertiliteyi, embriyo gelişimi ve devamlılığını, doğum sonrası üreme aktivitesinin tekrar düzenlenmesini, süt üretimi ve doğan yavrunun gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir.

 

Vitaminlerin Üreme Performansı Üzerine Etkileri

 

Vitamin A’nın üreme performansını etkilediği uzun yıllardan beri bilinmektedir. Vitamin A karaciğerde depolanmakta ve yetersizliği durumunda mobilize edilmektedir. Vitamin A yetersizliğinde, dişi hayvanlarda ergenlik yaşında gecikme, gebelik oranında düşme, embriyo ölüm oranında yükselme, erkeklerde ise libido yetersizliği gözlenmektedir.

Beta karoten A vitamininin öncül maddesidir. (Provitamin) Karaciğerde depolanır ve ihtiyaç duyulduğu zaman A vitaminine dönüşür.

Yapılan çalışmalarda A vitamininin ön maddesi olarak bilinen beta-karotenin ineklerin fertilitesi üzerine olumlu etkisi olduğu bildirilmektedir. Özellikle steroid hormon üreten korpus luteumun beta-karoten bakımından zengin olduğu ve bu yüzden beta-karotenin vitamin A ile birlikte luteal hücrelerin işlevlerinde önemli bir role sahip olduğu belirtilmektedir. Ayrıca korpus luteumun progesteron salgılama kapasitesinin ovaryumların yüksek miktarda beta-karoten içermesiyle yakın ilişkisi olduğu bildirilmektedir. Bu yüzden beta-karoten, süt ineklerinde luteal hücrelerden progesteron salınımında rol oynamakta, bunun sonucu yetersiz progesteron sentezine bağlı olarak olası şekillenebilecek zigotun uterusa implante olmama ve erken embriyonik ölüm riskini azaltmaktadır.

Antioksidan özellikleri bulunan vitamin E ve selenyum birlikte kullanıldıklarında retensiyo sekundinarum ve klinik mastitis vakalarının görülme sıklığı azalmaktadır. Doğum öncesi 3 hafta süreyle yemlere vitamin E ve selenyum ilave edilebilir.

 

Minerallerin Üreme Performansı Üzerine Etkisi

 

Organizmada vitamin sentezi, hormon üretimi, enzim aktivitesi, hücre ozmotik basıncın düzenlenmesi, kollagen oluşumu, doku sentezi, O2 taşınımı, enerji üretimi ve büyüme, dölerme ve sağlık gibi pek çok önemli fizyolojik işleyiş için mutlak gerekli olan iz mineraller, hayvanların rasyonlarına, geleneksel olarak inorganik tuzlar formunda katılmaktadır. Ancak son yıllarda, ruminantların rasyonlarında organik iz minerallerin kullanımına yönelik yoğun bir ilgi vardır. Bu ilginin nedeni, organik iz mineral katkılı rasyonu tüketen ruminantlardaki gelişme, üreme, süt verimi ve sağlık üzerine gözlenen iyileştirici etkileri ortaya koyan çalışmalardır.

Eğer çinko, bakır veya manganez durumu sınır düzeyinden eksiklik düzeyine kadar değişiyorsa sığırların üreme performansı bozulabilir. Gecikmiş veya baskılanmış östrus, gebeliğin azalması, kısırlık ve embriyo ölümleri sığırlarda rastlanan bakır eksikliği semptomlarıdır. Yetersiz çinko düzeyleri azalan fertilite, anormal östrus, abortlar ve uzayan doğumla birlikte değişken miyometriyal kasılmalarla ilişkilidir. İneklerdeki manganez eksikliği gebe kalma oranlarının baskılanması, hem doğum sonrası dişilerde hem de genç prepuberal düvelerde geciken östrus, kısırlık, abortlar, olgunlaşmayan yumurtalıklar ve güç doğum ile sonuçlanmaktadır.

 

SONUÇ

 

Rasyon ham protein düzeyi belirlenirken, yüksek süt verimi veya optimal dölveriminin sağlanması bir tercih faktörü olarak dikkate alınmalıdır. Rasyonlara yeterli miktarda yağ ilave edilmediği durumlarda hayvanın enerji ihtiyacını karşılama bakımından sorunlar yaşanabileceği gibi çeşitli üreme fonksiyonlarında da olumsuzluklar görülebilir. Bu olumsuzlukların neden olacağı ekonomik kayıpları engelleyebilmek için rasyonlar hazırlanırken hayvanların içerisinde bulunduğu üreme periyodu ve rasyonda kullanılacak yem maddelerinin yağı asiti içeriği göz önünde tutulmalıdır. Ayrıca negatif enerji dengesi, VKS ve vitamin-mineral kombinasyonlarının üreme performansı üzerine olan etkilerinden dolayı dikkate alınmalıdır.

KAYNAKLAR

  1. Çiftlik  hayvanlarında beslenme hastalıkları kitabı
  2. http://4uzbk.sdu.edu.tr/4UZBK/HYB/4UZBK_010.pdf
  3. http://www.zooteknidernegi.org/dergi/icerik/makale/2003_44_1_37-43.pdf
  4. SERBESTER, U. ÇINAR, M. Laktasyon başlangıcında süt sığırlarında süt üre azot düzeyi ve döl verimine etkisi
  5. YEĞENOĞLU, G. Organik İz Mineraller ve Ruminantlarda Döl Verimi
  6. http://vetdergi.kafkas.edu.tr/extdocs/2007_2/143_147.pdf

BİR CEVAP BIRAK