Ana sayfa Temel Bilimler Fizyoloji Akyuvar çeşitleri

Akyuvar çeşitleri

127
0

Gelişimlerini tamamlayarak kana geçen akyuvarlar 5 çeşittir. Bunlar; nötrofil, bazofil, eozinofil, lenfosit ve monositlerdir. Bu hücrelerde kendi aralarında ikiye ayrılırlar; granüllü olanlar ve granülsüz olanlar.

 

Granüllü Akyuvarlar

            Çekirdeklerinin değişik biçimde olması nedeniyle polimorf nükleer hücreler adını da alırlar. Ayrıca boya alma özelliklerine göre de adlandırılırlar. Nötral boya ile boyananlar nötrofil, eozin boya ile boyananlar eozinofil, bazik boya ile boyananlar bazofil adını alırlar.

 

Nötrofil:

Nötrofiller çekirdeklerinin tek yada parçalı oluşlarına göre çubuk çekirdekli ve parçalı çekirdekli olmak üzere ikiye ayrılırlar.

Çubuk Çekirdekli Nötrofiller: Bunlar genç hücrelerdir. Çekirdekleri çubuk yada bant biçiminde olup; U, S yada V harfine benzer örnekleri de vardır. My Grünwald-Giemsa boya ile boyanırlar. Çekirdek koyu mor, stoplazma açık pembe boyanır. Granüller ise mor menekşe rengi boyanır. Sayıları insan ve hayvanlarda %5 kadardır. Büyüklükleri 10-15 mikrometre arasındadır. Fagositoz özellikleri kuvvetli, etkin hareketlere sahiptirler.

Parçalı Çekirdekli Nötrofiller: Bu hücreler ise tek çekirdekli nötrofillerin olgun şeklidirler. Çekirdekleri iki yada daha fazla parçalıdır. Yaşlandıkça çekirdek bölünür. Normal olarak insanda 2-5 parçalıdır. İnsanlarda akyuvarların % 60’ı kadardır. Hareketlerini yalancı ayak çıkartarak sağlarlar. Güçlü fagositoz özelliklerinden dolayı mikrofaj hücrelerde denir. My Grünwald-Giemsa boyama ile stoplazma pembe, çekirdek mor, granüller ise menekşe renkli boyanır. Tavşan ve kanatlılarda nötrofil kabul edilen hücreler eozinofil ile benzer yapıda olduklarından pseudoeozinofil adı da alırlar. Bu hayvanlarda eozinofilde vardır.

 

Eozinofil:

            Oldukça büyük hücrelerdir. Çapları insanda 12-20 mikrometre, evcil hayvanlarda ise 14-20 mikrometredir. Asit boylarla boyandığı için asidofil hücreler adını da alırlar. My Grünwald-Giemsa boyama ile protoplazma pembe, çekirdek koyu mavi, granüller ise parlak kırmızı renkte görülür. Sayıları % 2-4 arasındadır.

Fagositoz özelliğine sahiptirler. Bu hücrelerde de nötrofil granüllerinin salgıladığı enzimlere ek olarak plazminojen adlı madde de  bulunmaktadır. Bu madde fibrin iplikçiklerini parçalayan plazminin ön maddesidir. Taşıdıkları major bazik protein ile parazitlere karşı öldürücüdür. Kan dışında en çok deri, solunum yolları ve barsak epitellerinde bulunur. Kanatlılarda eozinofil granülleri yuvarlak yada çubuk biçimindedir.

 

Bazofil:

            Yavaş hareket eden, insansa çapları 8-10, evcil hayvanlarda 10-18 mikrometre arasında değişen ve çekirdekleri kaba parçalı hücrelerdir.Sayıları insan ve hayvanlarda % 0,5- 1,5 arasında değişir.Bazofillerin önemli özellikler karaciğer dışında heparin yapılabilmesidir. Lizozom enzimlerinin bir bölümüne sahiptirler ve histamin içerirler. Bazofil zarları İgE için özel reseptörler taşır ve alerjik reaksiyonlarda görev alırlar.

 

Granülsüz Akyuvarlar

            Çekirdekleri tektir ve mononükleer lökositlerde denir. Normal boyama ile granül göremeyiz ama azür boyası gibi özel boyalar ile boyandığında hücre içinde ince kırmızı granüller görülür.

 

 

Lenfositler:

Lenfositler küçük ve büyük olmak üzere ikiye ayrılırlar. Küçük lenfositler toplam lenfositlerin % 85-90’ını oluştururlar. Küçük lenfositler 7-8, büyükler 10-20 mikrometredir. Lenfositlerde çekirdek hücrenin büyük bir kısmını oluşturur. Bazen sadece çekirdek halinde görülürler. Stoplazma çekirdek etrafında bir bant şeklinde kalmıştır. Lenfositlerin belirli bir özelliği de çekirdek etrafında halka biçiminde renksiz bir oluşum görülür. Stoplazmalarında vakuol bulunur. İnsanda sayıları % 22-25 arasında bulunur. Lenfositler hareketli hücreler olup fagositoz yapmazlar, salgılama azdır, yalancı ayak çıkarmazlar. Hücresel ve humoral savunmadan sorumludurlar. Yabancı proteinlere karşı antikor oluşumunda görev alırlar. Kanatlılarda Burca fabriciusta B lenfosit, Timusta T lenfosit oluşur. Memelilerde ise B lenfositinde kemik iliğinde başkalaşıp, çoğaldığı kabul edilmektedir.

 

T Lenfositler:

            Timusta başkalaşıma uğrayan kök hücrelerden meydana gelirler. Bu başkalaşım sırasında antijeni tanıyan yüzey reseptörleri, doku uyuşum kompleksi gibi özellikler kazanırlar. Kanda dolaşan lenfositlerin %70-80’i T lenfositledir. Kan dışında lenf yolu ve kan yolu ile dalak ( lenf yolu yok), lenf düğümleri, bademcik, peyer plakları gibi lenfosit organlara gelirler. Bu bölgelere yerleşir ve çevresel dolaşıma katılırlar. Timusta gelişen T lenfositler hücresel bağışıklıktan sorumludur.

T lenfositler 5 alt grupta incelenir.

1-Yardımcı T lenfositler: B lenfositlerin bazı antijenler karşı antikor oluşturmasına yardımcı olur. T lenfositlerin en büyük bölümünü oluştururlar.

2- Eylemci T lenfositler: Hücresel bağışıklıktan sorumlu olup gecikmiş tip aşırı duyarlılıktan sorumludur.Bu tip T lenfositler bağışıklığı lenfokin denen maddelerle sağlarlar. Lenfokinler salgılandıkları duruma göre değişik isimler alırlar. Örneğin; viruslarda interferon, hücreleri öldürenler lenfotoksin gibi isimler alırlar.

3- Baskılayıcı T lenfositler: Bunlar B ve T lenfositlerin işlevini baskılar. Fazla antikor oluşumunu engeller.

4- Öldürücü (sitotoksik) T lenfositler: Membranlarında öldürücü, glikoprotein yapısında olan CD8 molekülü taşırlar. Bunlar antikor yada lenfokin olmadan hedef hücreye yapışarak etki gösterebilirler. Yabancı hücrenin reseptörlerine bağlanırlar. Ayrıca antikor yokluğunda virus ve tümör gibi olgularda onları yıkıma uğratırlar. Yine lenfokin salarak kendinden uzak bölgelerde bulunan yabancı hücreleri de öldürebilirler.

5- Bellek  T lenfositler: Kan dolaşımında aylarca hatta yıllarca yaşayabilen hafızası iyi hücrelerdir. Bunlara B lenfositler denir. B lenfositler memelilerde kemik iliği hücrelerinde başkalaşır. ( Kanatlılarda Burca fabriciusta ) Küçük lenfositlerin % 20-30’unu oluştururlar. Lenfositlerden ayrılan en önemli özellikleri bir çok immunglobulin taşıması ve antijene bu immunglobulinlerle bağlanabilmesidir. B lenfositler antijen uyarısında bir kısmı plazma hücrelerine dönüşerek antikor oluşturur, diğer kısmı ise bu antijeni tanıyacak olan bellek hücrelerine dönüşür. Bunlarda aynı antijenle ikinci kez karşılaştığında bu antijeni hemen tanır ve plazma hücrelerine dönüşürler. Böylece yıllarca yaşayabilirler.

 

Plazma Hücreleri:

            Kaynakları B lenfositlerdir. Solunum, sindirim sisteminin gevşek bağ dokularında ve lenf düğümlerinin retiküler bağ dokularında, kemik iliğinde bulunurlar. Bu hücrelerde RNA ve gER çok fazla bulunur. Bu da onların çok fazla protein sentezlediğini gösterir. Bu hücrelerin görevi çok fazla antikor salgılanma ile ilgilidir.

 

 

Monositler:

            Kandaki en büyük akyuvarlardır. Çapları 12-22 mikrometre arasındadır. İnsanda sayıları % 4-8 arasındadır. Çok güçlü fagositoz özellikleri nedeniyle makrofaj adını da alırlar. Lizozomlarında çok fazla lipaz bulunur. Bu enzim ile mikrobakterilerin örneğin tüberküloz basili, kalın lipit zarlarını eritir. Ayrıca daha büyük doku artıklarınıda fagosite eder. My Grünwald- Giemsa boyama ile stoplazma açık mavi çekirdek mor görülür.

 

Makrofajlar:

Monositler kanda dolaşırlar ve çok fazla hareketli değildirler. Ayrıca fagositoz özellikleri zayıftır. Genelde çeşitli bağ dokularda ve kılcal damar etrafında bulunurlar. Buralarda başkalaşarak makrofaj adını alırlar. Etkinleşmiş makrofajlar güçlü fagositoz, antijen işleme özellikleri vardır. Ayrıca yüzeylerinde komplementlerin bağlanabilmesi için reseptörleri vardır.

 

Mast Hücreleri:

            Bağdoku, küçük kan ve lenf damarları çevresinde, karaciğer kapsülasında bulunurlar. Düz kaslı organlarda, uterusta çokça bulunan gezici hücrelerdir. Büyüklükleri 10-12 mikrometredir. Bu hücreler heparin, histamin ve bir çok proteaz içerir. Alerji ve anafilaksilerde rol oynarlar.

BİR CEVAP BIRAK