Ana sayfa Zootekni ve Hayvan Besleme Hayvan Besleme ve Bes. Hastalıkları Hayvan Beslemede Asitleyiciler

Hayvan Beslemede Asitleyiciler

191
0

Organik asitler, yemlerde bakteri ve mantar gelişimini azaltmak için 30 yıldan beri kullanılmakta ve böylece hijyenik kaliteyi korumaktadır. Yem kanunda bu asitler koruyucu olarak adlandırılmaktadır ama bunların yeme yeterli miktarda eklenmesi halinde hayvan sağlığı ve performansı üzerine olan pozitif etkisi bilinmektedir. Yem katkı maddesi olarak kullanılan asitler, hücre metabolizmasında doğal olarak oluşan, düşük toksisiteli doğal bileşiklerdir(Kirchgessner ve Roth, 1988). Sağlık ve performansı arttıran etkiler, formik, fumarik, sitrik, laktik asit gibi birtakım organik asitler ve bunların tuzları ile ortaya çıkmaktadır. Bununla beraber, hijyendeki gelişim ve patojen alımının azalması, yem sindirimini, emilimine ve bağırsak florasının stabilitesine olan etkisi pek çok çalışmada ortaya konmuştur. Hayvancılıkta, yüksek yemden yararlanma oranı, yüksek günlük canlı ağırlık artışı ve diyare insidensinin azaltılması, düşük yem maliyetine ve hayvanların tüketime hızlı sunulmasına neden olarak, ekonomik kazanç sağlamaktadır.

Frost ve Sullivan tarafından 2004 yılında sundukları raporda “Antibiyotik büyüme destekleyicilerine uygulana yasak, besi asidifikasyonu için önemli bir fırsat yaratmaktadır” diye belirtmiştir. Bu pazar payı yedi yıl içinde ikiye katlamakla kalmayıp, ortalama %16 oranında yıllık bir büyümeye neden olacaktır. Bu artış aynı zamanda, sanayi kuruluşlarının diğer alanlarda da performans arttırmak için antibiyotik büyüme destekleyicileri yerine asit tercih ettiğini yansıtmaktadır.

Özellikle domuz üretiminde olduğu gibi asitleyicilerin kullanımı, global bir fırsat haline gelmiştir. Ancak kümes hayvanlarının içme sularına katılan asitleyiciler veya deniz mahsulleri besisinde kullanılan organik asit tuzlarıyla ilgili hazırlanan raporların da kanıtladığı gibi, diğer hayvan üretim alanlarında da kullanılmaktadır.

Giriş:

Bazı Organik Asitler ve Tuzların Kimyasal Özellikleri:

Organik asitlerin pH azaltmada olan etkileri ve bunların antimikrobiyal aktiviteleri, ayrışma durumlarına bağlı olarak değişmektedir. Bu ayrışma miktarı çevrenin pH değerine bağlıdır ve bu her bir asit için %50 ayrışma oranındaki pH ı tanımlayan spesifik pK (ayrışım sabiti) değeri olarak tanımlanır. pK değeri düştükçe ortamın pH’ını düşürebilme yeteneği ile ilgili olan asidin konsantrasyonu artmaktadır. Yem katkı maddesi olarak kullanılan asitler 3-5 arası pK değerine sahip olup orta düzey kuvvetinde kategorize edilirler(tablo 1)

Laktik, fumarik ve sitrik asit 3 civarındaki pK değerinde formik, asetik ve propiyonik asitten daha güçlüdür. Fumarik asit, Ca-format ve Ca-laktat hariç çoğu asit ve tuzlar için sudaki çözünürlük iyi veya daha iyi olarak sınıflandırılır. Besleyici değer aitler arasında önemli ölçüde değişiklik göstermekle beraber en yüksek propiyonik asitte, en düşük ise formik asit ve tuzlarındadır. İdare açısından sıvı asitler koroziv olmaya meyilliyken katı asitlerin kullanımı daha kolaydır.

Tablo 1.  Bazı asit ve tuzların kimyasal özellikleri

Asit/Tuz pK değeri Sudaki çözünürlük Molekül ağırlığı(g) Gross enerji(KJ/g) Fiziksel yapı
Formik asit

Asetik asit

Propiyoik asit

Laktik asit

Fumarik asit

Sitrik asit

Ca-format

Na-format

Ca-Propiyonat

Ca-laktat

3.75

4.75

4.87

3.08

3.03/4.44

3.14/5.95/6.39

 

Çok iyi

Çok iyi

Çok iyi

İyi

Düşük

İyi

Düşük

Çok iyi

İyi

düşük

48.0

60.1

74.1

90.1

116.1

210.1

130.1

68.0

16.6

10.2

5.8

14.8

20.8

15.1

11.5

10.3

3.9

3.9

16.6

10.2

Sıvı

Sıvı

Sıvı

Sıvı

Katı

Katı

Katı

Katı

Katı

Katı

Kirchgessner ve Roth, 1991

 

Domuz beslemede formik ve fumarik asitle tuzları çok yaygın olarak kullanılmaktadır. Yüksek çözünürlüğü sayesinde ince bağırsaktan kolayca emilebildiği gibi mideden emilebildiği tespit edilmiştir. Antimikrobiyal etkileri esas olarak maya ve çeşitli bakteri türlerine karşı olmakla birlikte mantarlara karşı aktivitesi sadece yüksek konsantrasyonlarda gözlenmektedir. Laktobasilli formik asite karşı oldukça dirençlidir. Sıvı formik asidin solunması müköz membranlarda iritasyon, deri ile direk temasta ise koroziv etki yapabilmektedir. İnsan ve hayvan sağlığı üzerine olan muhtemel zararlarından dolayı bu asidin kullanımıyla ilgili güvenlik kurallarına dikkatlice uyulmalıdır.

Fumarik asitin antimikrobiyal aktivitesi Gr(-) ve Gr(+) bakterileri hedef almakta ve koliformları (özellikle E.coli) azaltmaktadır fakat maya türlerinin gelişimini zorlukla inhibe edebilmektedir. Fumarik asit daha az koroziv zararlı olduğu için insan beslemesindeki fırıncılık ürünleri ve içeceklerde ve kimya endüstrisinde asitleyici olarak kullanılmaktadır.

Organik asit ve tuzlarının hayvan beslemede etkileri

Hayvan beslemede asitleyiciler ve tuzlar performansı destekleyici etkileri üç farklı şekilde gösterirler: yem, bağırsak kanalı ve metabolizma(tablo 2).

Yem

Hijyenik bir ortamda dahi yemler belli miktarda mantar, bakteri ve mayalarla enfekte olabilmektedir. Uygun şartlar altında, özellikle yüksek nem düzeyinde ve ılık bir ortamda depolama süresince mikroplar hızlı bir şekilde katlanarak üremektedirler. Koruyucu ajanlar yapılarına bağlı olarak mikrobiyal üremeyi ve sayısını azaltmakta ve hayvanlar tarafından patojenik organizmaların alınmasını azaltabilmektedir. Genel olarak koruma amacıyla kullanılan asitlerin konsantrasyonları performans destekleyici olarak kullanılanlardan daha düşüktür. Bununla birlikte yeme katılma ile ilgili tavsiyeler yapılırken her asit için bakteri, maya veya küf üzerine spesifik inhibe edici etkisi göz önünde bulundurulmalıdır.

Hijyenik etkisi yanında, özellikle domuz yavrularında yem maddelerinin asit bağlayıcı kapasitesindeki azalma hayvan sağlığını destekleyebilmektedir. Midede henüz hidroklorik asit sekresyonu düşük düzeydeyken sütten kesim sırasında sütün bırakılması bakteriyel fermantasyonu azalmakta ve midede laktik asit üretilmesine neden olmaktadır (Kamphues,1991). Ayrıca, yemdeki yüksek ham protein ve mineral içeriği hayvanın hızlı şekilde büyümesini sağlamakta fakat aynı zamanda yemin tamponlama kapasitesini de arttırmakta ve dolayısıyla serbest hidroklorik asit düzeyini düşürmektedir. Pepsin aktivasyonu ve pankreatik enzim sekresyonundaki azalma besin sindiriminde bozulmaya neden olmaktadır. Diyetin tamponlama kapasitesindeki azalma ile yem sindirimi üzerine yararlı etkilerle ilişkilidir (Eidelsburger, 1997)

Barsak kanalı

Organik asitlerin bağırsak kanalındaki etkileri iki kat daha fazladır. Organik asitler mide ve ince bağırsaktaki pH’ı düşürmektedir. Ayrıca, asitin bakteriyel hücre içerisinde ayrışması ve tuz anyonlarının birikmesi mikrobiyal gelişimi inhibe etmektedir.

Tablo 2. Organik asit ve tuzların hayvan beslemede etkileri

  Etki formu Etkiler
Yem

 

 

 

Bağırsak kanalı

 

 

 

 

 

 

Metabolizma

H+

 

H+ ve Anyon

 

H+

 

 

Anyon

 

H+ ve Anyon

 

 

-pH’ın düşmesi

-asit bağlama kapasitesinin azalması

-mikrobiyal gelişimin azalması

-antibakteriyal etkiler

-mide ve duodenumda pH’ın azalması

-pepsin aktivitesinin iyileşmesi

-katyonlar içim kompleks ajanlar

-(Ca++, Mg++, Fe++, Cu++, Zn++)

-antibakteriyal etkiler

-mikrobiyal yoğunluklarda değişim

-enerji kaynağı

 

PH’IN DÜŞMESİ

Asit tuzları pH değeri üzerine daha az etkiye sahipken doza karşı oluşan yanıtın incelendiği çalışmalar etkin asit konsantrasyonları ile yemde tatmin edici bir pH düşmesi sağlandığını ortaya koymuştur (Roth ve Kirchgessner, 1989). Asit konsantrasyonunun yanında yemdeki pH’ın düşmesi asitin kuvvetine (pK değeri) ve yem maddelerinin tamponlama kapasitesine de bağlıdır. Ayrıca mineral kaynaklarının da oldukça değişken tamponlama kapasitesi vardır. MgO ve CaCO3 tampon asitleri, organik tuzlar içeren mineral komplekslerden daha fazla tamponlamaktadır. Mide pH’ında uygun olmaya düşüş pepsin aktivitesini inhibe etmekte ve protein sindirimini bozmaktadır. Etkin bir proteolitik aktivite için pH’ın 4 ün altına düşmelidir. Daha düşük pH değerinde proeolitik aktivite artmaktadır. Yüksek pH değerinde pankrealitik enzimlerin duodenumdan sekresyonu azalmakta ve dolayısıyla tüm sindirim işlemi bozulmaktadır. Yemlere organik asitlerin eklenmesi duodenal pH’ı düşürmekte, azot birikmini arttırmakta ve besin maddelerinin sildirilebilirliğini arttırmaktadır (Overland ve ark.,2000; Kluge ve ark.,2004). Büyümekte olan domuzlarda diyete formikasit ilavesi yağ sindirilebilirliğinde(Partanen ve ark., 1998) ve besin maddesi tutulumunda iyileşme yaparak yemden yararlanmayı ve günlük canlı ağırlık kazancını arttırmıştır.

ANTİMİKROBİYEL AKTİVİTE

Organik asitler ve tuzlar mide ve bağırsak mikroorganizmaları üzerine olan büyümeyi inhibe edici etkilerini pH’ı düşürerek ve mikrobiyel hücre içerisinde anyon ve proton etkileri sayesinde gösterirler. Aside tolerans gösteren mikroorganizmalar zarar görmezken C. perfiringens, E. coli ya da Salmonella türleri gibi bazı mikroorganizmaların büyüme oranı pH 5 in altında azalmaktadır. Düşük pH ayrıca ileum ve kalın bağırsaktan yukarı çıkan mikroplara karşı bir bariyer oluşturmaktadır. Ayrıca küçük moleküllü asitler lipofiliktir ve oldukça alkali olan sitoplâzmaya hücre membranından diffuze olabilmekte ve hücre içinde ayrışarak protonlar açığa çıkarıp iç pH’ı büyük ölçüde düşürmektedirler. pH’daki bu düşüş hücre metabolizmasını ve enzim aktivitesini değiştirmekte ve böylece intra-luminal mikropların, özellikle patojenlerin büyümesini inhibe etmektedir. Birçok araştırma mide (Kluge ve ark, 2004) ve duodenumdaki (Kirchgessner ve Roth, 1991; Hebeler ve ark., 2000; Hellweg ve ark.,2006) bakteriyel sayıda azalma yarattığını göstermiştir. Ancak Laktobasillus spp. sayısı etkilenmemiş hatta artabildiği dahi gözlenmiştir. Bununla beraber, organik asitlerin bakterileri öldürme oranı maruz zamanına, ortamın sıcaklığına ve kullanılan asitin spesifik özelliğine bağlıdır. Organik asitlerin minimum inhibe edici konsantrasyonları her asit için spesifiktir. Örneğin Gr(+) bakteriler daha uzun zincirli asitlere duyarlı iken, Gr(-) bakteriler sadece 8 den daha az karbon atomlu asitlere duyarlıdır(Partanen, 2001). Formik asit bakterilerin büyük çoğunluğuna kaşı propiyonik ve laktik asitten daha etkili görünmektedir (Strauss ve Hayler,2001).

Tuzlar ortamın pH’ını düşüremedikleri için etkilerini asit anyonları vasıtasıyla gösterebilmektedirler.

Besleme denemelerinden elde edilen veriler bağırsak mikroorganizma bileşiminin düzenlenmesinde ve organik asitlerin performansı ilerletici etkilerinde anyonların etkin olduğunu göstermektedir. Bağırsak mikroflorasındaki değişimler mide ve ince bağırsaklarda amonyak ve laktik asit konsantrasyonlarında düşüşle sonuçlanan intestinal ortamdaki değişikliklere neden olmaktadır (Eckel, 1990; Hebeler ve ark.,2000). Bağırsak bakterilerindeki tüm azalma mikroplarım metabolik ihtiyaçlarını azaltmakta ve özellikle enerji ve amino asit gibi besin maddelerinin hayvan tarafından amilim oranını arttırarak (Hebeler ve ark., 2000; Overland ve ark.,2000) daha iyi yemden yaralanmaya ve günlük canlı ağırlık artışında iyileşmeye yol açmaktadır.

Metabolizma üzerine etki

Çoğu organik asitler önemli miktarda enerji sağlamaktadır (tablo 1). Organik asitler bağırsak epitellerinden pasif difüzyonla absorbe olmaktadır. Kısa zecirli asitler sitrik asit siklusunda ATP üretiminde kullanılabilmektedirler. Sorbik asit uzun zincirli yağ asitleri gibi β-oksidasyonla metabolize olmaktadır (Sofos ve Busta, 1993). Metabolizma sırasında organik asitler enerji açığa çıkardıklarında bu durum rasyonun enerjisinin hesaplanmasında göz önünde bulundurulmalıdır. Örneğin propiyonik asit buğdaydan yaklaşık 5 kat daha fazla enerji içermektedir(Diebold ve Eidelsburger,2006).

HAYVANSAL ÜRETMDE ASİTLEYİCİ KULLANARAK E.COLİ KONTROLÜ OLANAKLARI

  1. coli domuzların bağırsaklarındaki en tehlikeli bakteri olarak bilinmektedir.

Bu bakteriler hayvanlarda in aktif olarak hayvanlarda yaşamlarını sürdürebilmekte ve birden bire ishal ve diğer hastalıkların oluşmasına neden olabilmektedir. Bilindiği gibi E. coli’yi kontrol altında tutmak için yemlere düşük dozda antibiyotikler katılmaktadır. Ancak bu işlem bakterinin hızlı bir şekilde direnç geliştirebilmesi nedeniyle uzun vadede hayvan üreticilere fayda sağlamamaktadır.

İshal tedavisi için yemlerde antibiyotiklerin sıkça kullanılmasının başlıca sonuçları:

  • Bağırsak mikroflorasında dengenin bozulması
  • Antibiyotik tedavilerinin etkisinin azalması
  • Dirençli bakteri türlerinin gelişmesi ve dolayısıyla bu durumun terapötiklerin etkisisin azalmasına yol açması
  • Dışkıda Salmonella ve Clostridium’un yayılmasının artması ve dolayısıyla epidemik hastalıklarda artış

Yumurtacı tavuk sürüsü içme sularına ayda 3 gün boyunca antibiyotikler uygulanmasına rağmen E. coli (α-haemolysis) çoğu terapötik antibiyotiklere karşı direnç göstermiştir.

Antibiyotiklerin etkilerindeki azalma sadece hayvan üretimini etkilemekle kalmayıp yapılan birçok çalışmalar insanlarda da antibiyotik direncinin geliştiğini göstermiştir. Hayvansal ürünlerdeki antibiyotik kalıntıları tüketici sağlığı ile bağlantılı olarak aşağıdaki sorunlarla ilişkilendirilmektedir:

  • Antibiyotik kalıntısı içeren etlerin yenmesine bağlı alerjik reaksiyonlar kinolon türevleri bazı sentetik antibiyotiklerin karsinojenik etkisi
  • Antibiyotik kalıntısı içeren ürünlerin sıkça tüketilmesi bağırsak mikroflorasında bozulmalara ve terapötiklerle sorun yaratacak dirençli bakteri türlerinin oluşmasına neden olması.

Bu sonuçlar halkın dirençli patojen türlerin gelişmesi ve hayvansal ürünlerdeki antibiyotik kalıntılarla ilgili endişeyi arttırmıştır. Bu durum tüketici için risk teşkil etmeden hayvanlarda ishalin kontrol altına alınması için alternatif yolların bulunması konusunda baskı yaratmıştır.

Bu bağlamda, gastrointestinal kanalda ve metabolizma sırasında oluşan ve bazı yemlerin doğal öğesi formunda olan organik asitler cazip bir alternatiftir. Organik asitler antimikrobiyal yem katkı maddelerinden sağlanana benzer şekilde yem içi profilaktik bir önlem olarak kullanılabilmektedir. Organik asitler aynı zamanda depolanan yemlerde istenmeyen bakteri ve mantarların gelişimine karşı etkili koruyucu maddeleri olarak da bilinmektedir(Frank, 1994). Yemlerin kalitesindeki düzelme hayvanların performansından da ilerlemeye katkıda bulunabilmektedir.

Yemlerde kullanılan asitleyiciler iki etki mekanizmasına sahiptir ilki sindirim kanalında pH’ı düşürmesi, ikincisi ise E. coli gibi Gr(-) bakteriler üzerine doğrudan anti mikrobiyal etkidir.

Tablo 3. Yumurtacı tavuklarda antibiyotik direnci – Vietnam’daki bir sürüden izole edilen E. coli’lerde antibiyogram test sonuçları, (n=45)

Antibiyotik

 

Dirençli örnek sayısı %
Penisilin

Eritromisin

Kloramfenikol

Streptomisin

Ampisilin

Amoksisilin

Baktrim

Sefaleksin

Gentamisin

Kanamisin

Neomisin

Tobramisin

Norfloksakin

Kolitsin

45

44

43

41

40

37

24

22

17

14

12

12

11

10

100.0

97.8

95.6

91.1

88.9

82.2

53.3

48.9

37.8

31.1

26.7

26.7

24.4

22.2

 

PATOJENİK BAKTERİLERE KARŞI ASİTLEYİCİLERİN ETKİ MEKANİZMASI

Yemlerde kullanılan asitleyiciler iki etki mekanizmasına sahiptir. Birincisi sindirim kanalında pH’ı düşürmesidir. Asitler sıvı ortamda ayrıştıklarında ve protonlarını serbest bıraktıklarında pH düşmesi olur. İnorganik asitler tamamen ayrıştıklarından pH üzerine kuvvetli etkiye sahiptir. Ortamdaki gerek düşük gerek yüksek pH değerleri bakterinin üremesini inhibe etmektedir. Çok düşük bir pH değerinde (örn: pH 3) protonlar membranlardan homeostazis sisteminden daha hızlı şekilde sızıp hücreyi ortadan kaldırabilmektedir. Bu durum hücre içi asidifikasyona yol açarak anahtar biyokimyasal prosesi hasara uğratıp bozacak seviyeye kadar ulaşmaktadır.

Organik asitler (zayıf asitler olarak sınıflandırılanlar) Gr(-) bakterilere karşı farklı bir etki mekanizmasına sahiptir. Organik asitlerin ayrışmayan(iyonize olmayan, daha lipofilik) formu hücre duvarını delip membranı geçebilmekte ve belli bakteri tiplerinin normal işleyişini bozmaktadır.

pH arttıkça ayrışan asit miktarı da arttığından hücre içine giren ve ayrışan asit bakterilerinin nötr duruma yakın hücre içi pH’ına etki ederek sitoplazmada anyon ve proton açığa çıkarmaktadır (Russell ve Dies-Gonzalez, 1998). Bu durum hücre içi pH’ının düşmesine neden olmakta ve pH’a duyarlı bakteri hücre içi ve hücre dışı pH arasındaki büyük farkı tolere edemediğinden pH’ı normal seviyeye getirecek özel bir mekanizma (H-ATPase pompası) aktive edilmektedir. Enerji tüketimine yol açan bu durum sonuçta bakterinin gelişmesini durdurup ölmesine neden olabilmektedir. pH’a duyarsız bakteriler (laktik asit bakteriler gibi) hücre içi ve dışı arasındaki büyük pH farklarını tolere edebilmektedir.

Yapılan denemelerde, Jorgensen ve ark.(2001) diyete %2,0 oranında laktik asit eklenmesinin sütten kesile domuz yavrularında Salmonella pozitif dışkı örneklerinin sayısını azalttığını bildirmişlerdir. Kesimden önce içme suyuna %0.45-0.5 oranında laktik asit eklenmesi broylerlerde Salmonella popülasyonunun azalmasında etkili olmuştur (Byrd ve ark.2001).

KANATLI DİYETLERİNDE VE KANATLI ÜRETİMİNDE ASİTLEYİCİLER

Broylerlere organik asitlerin verilmesi çoğunlukla büyüme performansında çoğunlukla artış yaratır(Vogt ve ark. 1981; Skinler ve ark. 1991). Formik asit için %0,5 den daha düşük oranlarda kullanılması hayvan performansına arttırmıştır ve ticari olarak üretilen asitleyiciler için dozaj oranının %0,2 ve %0,1 arasında olması tavsiye edilmektedir.

Asitleyicilerin domuzlarda mide pH’ını düşürücü esas aktivitesinden farklı olarak kanatlılardaki işleyiş tarzı esas olarak antimikrobiyal etkisinden gelmektedir. Organik asit ayrışmadığı sürece Gr(-) bakteriler üzerine etkisi artmaktadır. Bu nedenle geniş pH aralığında antimikrobiyal etkinin uzatılması için etkili asitleyicilerin farklı pH değerlerinde ayrışmayan organik asitler içermesi gerekmektedir.

Denemelerde asitleştirilmiş rasyonlarla beslene broylerlerin son canlı ağırlıkları önemli derecede artmıştır asitleştirici verilen grupta günlük ortalama canlı ağırlık kazancı daha yüksek olmuş ve yemden yararlanma oranında önemsiz derecede düşme olmuştur. Ayrıca ishal insidensinde görülen önemli derecedeki azalmayla beraber broylerlerin sağlık durumları daha iyi olmuştur.

Formik ve propiyonik asit kombinasyonları gibi dengeli bir asit karmasın eklenmesi broyler performansını arttırmakta ve rasyona büyümeyi ilerletici anti mikrobiyellerin katılmasına başvurmadan broylerlerin büyümesini ilerletmede ve etkili sonuçlar elde etmede bir seçenek sunmaktadır.

Tablo 4. Asitleştirilmiş diyetle beslenen broylerlerde canlı ağırlık, g (Lückstaedt ve ark., 2004)

  Kontrol Asitleyici (3 kg/ton)
1.       Hafta

2.       Hafta

3.       Hafta

4.       Hafta

5.       Hafta

142±7.05

368±21.77

731±46.47

1194±82.27

1662±115,24

147±4.22

375±11.32

773±27.15

1263±62.08

1759±97.67

Asitleyici: Biotronik® (formik asit, propiyonik asit ve tuzlarının karması)

ASİTLEYİCİLERİN SU ÜRÜNLERİ YETİŞTİRİCİLİĞİNDE ETKİSİ

Yaklaşık bir milyar insan temel protein kaynağı olarak balığa bağımlı durumdadır ve dünya nüfusunu günlük %2 oranında arttığı göz önünde bulundurulduğunda bu sayının ileriki vadede daha da artacağına inanılmaktadır (Becker ve Focken,1998).

Su ürünleri yetiştiriciliğinde asitleyicilerin etkinliği ile ilgili yapılan araştırmalardan elde edilen verilere dayanılarak; organik asit tuzları ve karmalarının kullanılmasının dünyadaki çeşitli su kültürü türlerinin performansını arttırmada ilginç bir seçenek sunduğu sonucuna varılabilir. Veriler asitleştirişmiş yem verilen balıklarda bakteriyel enfeksiyonların önlenerek daha yüksek hayatta kalma oranının sağlanabileceğini göstermektedir. Bu nedenle su ürünleri yetiştiriciliğinde asitleyicilerin kullanılması daha kalıcı ve ekonomik balık ve karides üretimi için etkili bir araç olabilir.

Alabalıklara Na-laktat verildiğinde muhtemelen bağırsakta daha az miktarda besin maddesi ve su kalmasına bağlı olarak beslenmeye bağlı ishal görülmemiştir. Ayrıca, diyete katılan laktatın büyümeyi ilerletici etkisinin kısmen mide boşalım oranın daha yavaş olması nedeniyle olduğu bildirilmiştir (Gislason ve ark., 1996). Midede kalma süresinin artması laktik asit tuzunun potansiyel antibakteriyel etkisini arttırmakta ve böylece olası patojenik bakterilere karşı daha geniş inhibe edici etki gösterebilmektedir(Sissons,1989).

Gökkuşağı alabalıklarının büyütme yemlerinde 10kg/t, bitirme diyetlerinde ise daha yüksek oranda asitleyici kullanılması uygundur ve ayrıca bu düzey alabalık yetiştiriciliğinde büyümeyi ilerletici antibiyotiklerin kullanılmasına karşı etkili bir alternatiftir.

YEM MADDELERİNİN KORUNMASINDA ASİTLERİN KULLANILMASI

Oksijen varlığı ve yokluğuna bağlı olarak yem maddeleri sırasıyla aerobik ve anaerobik şartlar altında depolanabilmektedir. Anaerobik yöntemler içerisinde en bilineni silaj uygulamalarıdır.

Silajın asitleştirilmesi:

Yüksek rutubetli şartlar istenmeyen bakteri ve küflerin üremesi için optimum ortam sağladığından silajın asitleştirilmesindeki amaç fermantasyona bağlı asit birikimini beklemeden kaba yemin hızlı bir şekilde asitleştirilmesidir (Jones ve ark.2004). Organik asit ve tuzların eklenmesi silajın oluşum aşamasını H+ iyonları ve ayrışmamış asitlerle etkilemekte ve bu her iki etki antimikrobiyal aktiviteye katkıda bulunmaktadır.

Kaba yemlerin aniden asitleştirilmesi ayrıca bitki proteazlarını inaktive ederek silajın protein kaybını da azaltmaktadır (Khorasani,2001). Böylece silaj hayvanlar için daha besleyici olmakta ve silajın korunmasında daha olumlu sonuçlar elde edilmiş olmaktadır.

Organik formik ve propiyonik asitler ile mineral sülfürik ve hidroklorik asitler gibi en yaygın olarak kullanılan asitlerin kaba yemlerin korunmasında oldukça ekili olduğu bildirilmektedir. Silaj açıldıktan sonra zayıf asitler silajın bozulmasında önemli bir azaltıcı rol oynamaktadır. Propiyonik asitin kullanılması silajda aerobik stabiliteyi arttırmaktadır. Propiyonik asit yaş kaba yem ağırlığının %0,5-1 i oranında katılmaktadır (Schroeder, 2004).

Son yıllarda hayvan yemlerinde kullanımı giderek artan diğer koruyucu özellikteki asitlerden biride benzoik asittir. Bu asit beyaz granüler ve kristalize bir toz olmasıyla birlikte sudaki yüksek çözünürlüğünden dolayı kullanılan esas formu sodyum benzoattır. Benzoat küf ve bakterilerden çok mayaları inhibe etmektedir.

 

Pratik depolama ve silolama çözümleri:

Mevcut depolama tekniklerine karşın tarım endüstrisi hasat sonrası uygun depolama ve koruma şartları sağlanmayan tahıllardaki bozulmalardan dolayı her yıl artan kayıplarla karşı karşıya kalmaktadır (metabolik aktivitede aksama ve performans ile fertilitede azalma gibi).

Koruyucu ajanların geniş bir bölümü piyasada ticari olarak bunmaktadır ve bunların çoğunluğu etkili bir küf önleyici olan propiyonik asit bazlıdır. Tahıllarda koruyucu olarak propiyonik asit 10 yılı aşkın süredir kullanılmaktadır ve mükemmel bir koruma sağlamasıyla birlikte geriye koroziv ve riskli içerikler bırakmaktadır. Böyle koroziv özellikler depolama ünitelerini ve dozaj ekipmanlarına zara verebilmekte ve personel için kullanımı zorlaştırabilmektedir.

Tablo 5. Koruyucu maddenin varlığı ve yokluğunda başlangıç ve 90 günlük depolama sonrası mantar ve maya sayıları ve mikotoksin analiz sonuçları

 

Parametre

 

Başlangıç

Deneme
1 2 3 4
 

Nem(%)

Dozaj (litre/ton)

Ort. Sıcaklık(℃)

Mantar (KOB/g)

Maya (KOB/g)

Aflatoksin B1 (µg/kg)

 

24/29

15,6

3,8×106

8,3×104

n.d.

 

24

0

29,3

2.6×106

1,6×106

30

 

24

11,0

15,2

33

133

tsa*

 

29

0

41,2

2,7×106

4,3×107

83

 

29

16,5

13,9

0

0

tsa*

*tsa: tespit sınırının altında

n.d.: tespit edilmedi

 

Sonuç:

Organik asit ve tuzları hayvanın sağlık ve performansını iyileştirmede kullanılabildiği gibi büyümeyi ilerletici sub-teropatik antibiyotiklerin yerine de geçebilmektedir. İşleyiş tarzları arasında bulunan gastrik enzim sekresyonunu, besin maddesi sindirilebilirliği ve tutumunu stimule etme özellikleri ile yemden yararlanmayı ve günlük canlı ağırlık kazancını iyileştirmektedirler. Pazarlamada yem maliyeti ve zamanından tasarruf sağlaması bakımından da ekonomik faydalar yaratmaktadır. Asitler ve tuzlar ayrıca bağırsak kanalında olduğu kadar yemdeki mikrobiyal gelişimi de azaltmakta ve hem intestinal floranın eubiosisinde hem de yemde iyileştirilmiş hijyenik standartların kombinasyonu sayesinde ishal insidensini de azaltmaktadır. Bağırsak mikroflorasında ki bu kapsamlı azalma bakterilerin besin maddesi ve metabolik gereksiniminden kaynaklı kaybı azaltarak daha iyi yemden yaralanmaya ve günlük canlı ağırlık artışında iyileşmeye yol açmaktadır. Bu etkiler özellikle sütten kesim dönemindeki genç domuz yavrularında daha belirgin olmaktadır. Bununla beraber çeşitli çalışmalar organik asit ve tuzlarının besi domuzlarında da büyümeyi ilerletici etkilerinin kanıtlamıştır.

BİR CEVAP BIRAK