﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Emre Koyuncu</title>
	<atom:link href="http://www.emrekoyuncu.net/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.emrekoyuncu.net</link>
	<description>Blog mu? O da ne??</description>
	<lastBuildDate>Thu, 25 Aug 2011 06:20:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=</generator>
		<item>
		<title>Hayvan Barınakları &#8211; Ahırlar</title>
		<link>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/hayvan-barinaklari-ahirlar.html</link>
		<comments>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/hayvan-barinaklari-ahirlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Aug 2011 06:20:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mrkync</dc:creator>
				<category><![CDATA[Veteriner Hekim'in Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Zootekni]]></category>
		<category><![CDATA[)]]></category>
		<category><![CDATA[-]]></category>
		<category><![CDATA[1.]]></category>
		<category><![CDATA[2.]]></category>
		<category><![CDATA[3.]]></category>
		<category><![CDATA[3.3.]]></category>
		<category><![CDATA[A]]></category>
		<category><![CDATA[AÇIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ahır]]></category>
		<category><![CDATA[AHIRLAR]]></category>
		<category><![CDATA[AHIRLAR Ahırların]]></category>
		<category><![CDATA[Ahırlarda]]></category>
		<category><![CDATA[Ahırları]]></category>
		<category><![CDATA[alınmalıdır]]></category>
		<category><![CDATA[aşağıdaki]]></category>
		<category><![CDATA[aydınlatma]]></category>
		<category><![CDATA[B]]></category>
		<category><![CDATA[BAĞLI]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[BARINAKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[Buzağı-Dana]]></category>
		<category><![CDATA[C]]></category>
		<category><![CDATA[D]]></category>
		<category><![CDATA[Depolama]]></category>
		<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[Dinlenme]]></category>
		<category><![CDATA[dışarda]]></category>
		<category><![CDATA[dışarıda]]></category>
		<category><![CDATA[Duraklar]]></category>
		<category><![CDATA[DURAKLI]]></category>
		<category><![CDATA[Düve]]></category>
		<category><![CDATA[ELEMANLARI]]></category>
		<category><![CDATA[Gezinme]]></category>
		<category><![CDATA[gözönüne]]></category>
		<category><![CDATA[Gübre]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta]]></category>
		<category><![CDATA[havasının]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[hususlar]]></category>
		<category><![CDATA[İdrar]]></category>
		<category><![CDATA[inek]]></category>
		<category><![CDATA[Kanalı]]></category>
		<category><![CDATA[Kapalı]]></category>
		<category><![CDATA[Kısmen]]></category>
		<category><![CDATA[Kuru]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[nemi]]></category>
		<category><![CDATA[Odası]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[olmalıdır?]]></category>
		<category><![CDATA[olmayan]]></category>
		<category><![CDATA[PLANLANMASI]]></category>
		<category><![CDATA[Sağım]]></category>
		<category><![CDATA[sağlanmalıdır]]></category>
		<category><![CDATA[şartlar]]></category>
		<category><![CDATA[SERBEST]]></category>
		<category><![CDATA[Servis]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklığı]]></category>
		<category><![CDATA[Soğuk]]></category>
		<category><![CDATA[süt]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[temizlik]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>
		<category><![CDATA[Yapıları]]></category>
		<category><![CDATA[YAPILARIN]]></category>
		<category><![CDATA[yapımında]]></category>
		<category><![CDATA[yem]]></category>
		<category><![CDATA[Yemleme]]></category>
		<category><![CDATA[Yemlik]]></category>
		<category><![CDATA[Yemlikler]]></category>
		<category><![CDATA[yeri]]></category>
		<category><![CDATA[yerleri]]></category>
		<category><![CDATA[yolları]]></category>
		<category><![CDATA[Yolu]]></category>
		<category><![CDATA[–]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emrekoyuncu.net/?p=1099</guid>
		<description><![CDATA[Ülkemiz süt sığırı işletmelerinin en önemli sorunlarından biri ahırların yapımıdır. Üreticilerimiz çoğu zaman pahalı damızlık hayvan almakta, beslemeye yeterince özen göstermekte, hastalıklara karşı duyarlı davranmakta, ancak sağlıklı ahır yapımına gerekli özeni göstermemektedir. Halbuki verimli ve sağlıklı hayvanların modern ahırlarda barınma zorunlulukları vardır. Hayvancılığa barınakların yapımı ile başlanır. Barınak sağlıklı olursa başarı şansı artar. Tersine ilkel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemiz süt  sığırı işletmelerinin en önemli sorunlarından biri ahırların yapımıdır.  Üreticilerimiz çoğu zaman pahalı damızlık hayvan almakta, beslemeye yeterince  özen göstermekte, hastalıklara karşı duyarlı davranmakta, ancak sağlıklı ahır  yapımına gerekli özeni göstermemektedir. Halbuki verimli ve sağlıklı hayvanların  modern ahırlarda barınma zorunlulukları vardır. Hayvancılığa barınakların yapımı  ile başlanır. Barınak sağlıklı olursa başarı şansı artar. Tersine ilkel ve  yanlış yapılırsa sorun üreticinin baş belası olur. Hatalı barınakların sonradan  düzeltilmesi çok zor yada imkansızdır. Dolayısıyla ahır, tekniğine uygun olarak  inşa ettirilmeli ve uygun özelliklere sahip olmalıdır.</p>
<p>Gelişmiş  ülkelerde planlı ve sağlıklı barınak, üreticinin altyapısı, üretimin  sigortasıdır. Üretimin düzgün bir biçimde yapılmasının sağlanması ve  ucuzlatılmasında ilk düşünülen konu modern barınak yapımıdır. Süt sığırları için  planlı ve uygun ahır yapımı oldukça önemlidir. Çünkü işletmenin değerli ve  hassas olan hayvanlarını belli bir disiplin altında uzun süreli barındırmak,  gerekli olan bir çok işlemi belli bir düzen içerisinde gerçekleştirmek  zorunluluğu vardır.</p>
<p>Ahır, hayvanların  sağlıklı ve yüksek süt verimi sağlayacağı, yem dağıtımı, gübre temizliği, sağım  ve diğer bakım işlerinin kolaylıkla yürütülebileceği bir mekan olup, süt sığırı  işletmelerinin can damarıdır. Bu nedenle, ahırların planlanmasına büyük özen  gösterilmelidir.</p>
<p>Ahır planlaması  denilince sadece sağılır ineklerin barınacağı yapı düşünülmemelidir. İşletme bir  bütün olarak ele alınmalı sağılır inek ahırı yanında, buzağı, dana, düve ve kuru  ineklerin barınacağı ahırlar ile ot, silaj, katı-sıvı gübre depoları, çeşitli  koruma yapıları işletme sahibi yada çalışacak işçinin barınacağı evin de  birlikte düşünülmesi gerekir.</p>
<p>Başlangıçta  planlanan sürü büyüklüğünün ilerde değişebileceği mutlaka ele alınmalıdır. Bu  nedenle süt sığırı ahırı planlamasına başlanırken önce ölçekli bir yerleşim  planı yapılmalı, bu plan üzerinde neyin nerede olacağına bu tesislerin ilerde  nasıl büyüyebileceğine ve işletme için alt yapı ve ulaşımın nasıl  karşılanacağına karar verilmelidir. Yerleşim planı ve yerleşim planı üzerinde  düşünülen yapılardan hangilerinin öncelikle yapılacağına ve nasıl bir ahır  sistemi inşa edileceğine karar verilirken uzman kişilere danışılmalı, plan ve  projelerinin özel özenle hazırlatılması sağlanmalıdır.</p>
<p>Barınakta uygun  şartlar sağlanmadan kârlı bir hayvancılık yapılamaz.</p>
<p>Kapalı ve bağlı  duraklı süt sığırı ahırlarında, yeteri kadar havalandırma ve aydınlatma  sağlanamayıp, yem kısıtlı, yanlış ve besleme değeri yönünden yetersiz kalitede  verildiğinde, hastalık riski artmakta, hayvanların verimi düşmekte ve  yetiştirici kısa sürede zarar ederek, işletmesini tasfiye etmektedir.</p>
<p>Süt sığırları  için +5 ile +20<sup>0</sup>C arası ısılar uygun olmakla birlikte, +10 ile +15<sup>0</sup>C  arası ısı en normaldir. Alıştırmış olmak ve yeterli yem vermek şartıyla –25 <sup> 0</sup>C  ‘ye kadar inen ısılarda bile süt sığırlarının verimlerinde önemli bir düşme  olmaz, sağlıkları bozulmaz. +25<sup>0</sup>C yi, bilhassa + 35<sup>0</sup>C  yi geçen sıcaklıklar hayvanları rahatsız etmekte, süt verimi ve sütün yağ oranı  düşmektedir. Aşırı sıcaklarda hayvanları rahatlatıcı önlemler (gölgelik,  fanlarla havanın sirkülasyonu, su püskürtme vb.) alınmalıdır. Çoğu  yetiştiricinin ahırında olduğu gibi, havasız, pis kokulu, nemli ve aşırı sıcak  ahırlarda hayvanları tutmak, onlara eziyet olup, sağlıklarını sürdürmelerine ve  verimli olmalarına imkan yoktur.</p>
<p><strong>Ahırların  yapımında aşağıdaki hususlar gözönüne alınmalıdır </strong></p>
<p>1.       Barınacak hayvanların temiz hava,  sıcaklık ve nem gibi çevre isteklerinin en iyi biçimde karşılamasına,</p>
<p>2.       Hayvanların yaşam tarzına ve  davranışlarına uygun olmasına,</p>
<p>3.      Ahır içerisinde esas olan yemleme  sağım, gübre temizliği ile diğer bakım işlerine yönelik işlerin kolayca  yapılmasına ve işgücü gereksinimin en aza indirilmesine,</p>
<p>4.      Ahır ve elemanlarının yapım  maliyetinin ucuz olmasına,</p>
<p>5.      Ahır içerisinde sürü yönetiminin  kolay yapılmasına,</p>
<p>6.      Ahır tipinin mekanizasyon ve  teknoloji uygulamasına yatkın olmasına özen gösterilmelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ahırlarda aşağıdaki  şartlar sağlanmalıdır </strong></p>
<p>1.Ahırlarda durakların uygun  ölçülerde olması, 2.Ahır sistemlerine göre yemlik ve sulukların yeterli ve uygun  ölçülerde olması, 3.Sığırlarda önemli problem olan solunum sistemi  hastalıklarını azaltmak için ahırın havalandırmasının yeterli olması,  4.Metabolizma hastalıklarını önlemek için özellikle gebeliğin son dönemlerinde  serbest gezinecekleri alanların olması, 5.Düşüp kaymalarını, çeşitli ayak  hastalıklarını ve mastitisi önlemek için uygun zeminin seçilmesi ve bol altlık  bulundurulması, 6.Doğum, buzağı ve karantina bölümlerinin bulunması, 7.Kapılarda  eşik bulunmaması, 8.Kapı girişlerinde antiseptik içeren ayak banyolarının  bulunması gereklidir.</p>
<p>İşletmecilikte başarı iyi bir  projelemeye ve kaliteli bir inşaata bağlıdır. Ahır ve ünitelerinin uzmanlarca  planlanması ve projelenmesi gerekir. İnekler duraklı ahır tipinde, inek sayısına  bağlı olarak düzenlenen duraklarda dinlenirler.</p>
<p>Barınakta uygun şartlar sağlanmadan  kârlı bir hayvancılık yapılamaz.</p>
<p>Bir hayvanın sağlıklı olabilmesi için  öncelikle uygun çevre şartlarının sağlanması gereklidir. Çevre şartlarının uygun  olmadığı ortamdaki sığırın verimi azalacağı gibi, hastalıklara yakalanma  ihtimali artacaktır. Hayvan verimine etkili olan en önemli çevre koşulları;  sıcaklık, bağıl nem, ortam havasının bileşimi, havalandırma kapasitesi, hava  akım hızı ve aydınlatmadır.</p>
<p><strong> Ahır havasının sıcaklığı ve nemi  nasıl olmalıdır? </strong></p>
<p>Süt sığırları için çevre sıcaklığı  geniş sınırlar içerisinde değişmektedir. Bu sınır, sığırların barındıkları  ahırların kapalı ve açık olmasına göre ayrıcalık gösterir. Kapalı ahırlarda  10-15<sup>0</sup>C  arası en uygun sıcaklık değeridir. Zorunlu durumlarda bu değer 7<sup>0</sup>C&#8217;ye  kadar inebilir. Daha düşük sıcaklıklar, ahır içerisinde nem yoğunlaşmasını  artırması ve uygun olmayan bir çalışma ortamı yaratması nedeniyle istenmez.  Sığırların açık ahırlarda barındırılmaları durumunda sıcaklığın 0<sup>0</sup>C&#8217;nin  altına düşmesi büyük bir sorun yaratmaz. Ancak, dikkat edilmesi gereken nokta;  ani sıcaklık değişimlerinin sığır sağlığı ve verimi üzerine yapacağı olumsuz  etkilerle karşılaşılmasıdır. Alıştırmış olmak ve yeterli yem vermek şartıyla –25 <sup> 0</sup>C’ye  kadar inen ısılarda bile süt sığırlarının verimlerinde önemli bir düşme olmaz,  sağlıkları bozulmaz. 25 <sup> 0</sup>C’yi, bilhassa 35 <sup> 0</sup>C’yi  geçen sıcaklıklar hayvanları rahatsız etmekte, süt verimi ve sütün yağ oranı  düşmektedir.</p>
<p>Aşırı sıcaklarda hayvanları  rahatlatıcı önlemler (gölgelik, fanlarla havanın sirkülasyonu, su püskürtme vb.)  alınmalıdır. Çoğu yetiştiricinin ahırında olduğu gibi, havasız, pis kokulu,  nemli ve aşırı sıcak ahırlarda hayvanları tutmak, onlara eziyet olup,  sağlıklarını sürdürmelerine ve verimli olmalarına imkan yoktur.</p>
<p>Hayvanlar, soğuk ve düşük nemli  ortamlara daha kolay uyum yapabilmelerine karşın, nemli sıcak ortamlarda önemli  ölçüde rahatsız olurlar. Yeterince havalandırmanın yapılmadığı fazla nemli  ahırlarda, yalıtım da iyi değilse yapı elemanları üzerinde yoğunlaşan nemin  hayvanlar üzerine damlaması hayvanları çok rahatsız ederek hastalanmalarına ve  verimlerinin düşmesine neden olur.</p>
<p>Yüksek sıcaklık ve bağıl nem  hayvanlarda yem yeme isteğini azaltacağından hayvan veriminde büyük oranda  düşüşler kaydedilecektir. İyi bir havalandırma sisteminin kurulması,  gerektiğinde soğutma sistemiyle ortam sıcaklığının düşürülmesi ve iyi bir yapı  yalıtımıyla bu sorun giderilebilir.</p>
<p>Ahırlarda uygun çevre koşulunun sağlanmasında, yapı elemanlarından  kaybolan ısı miktarını azaltıcı önlemlerin yanında, yeterli havalandırma  yapılması zorunludur. Havalandırma ile barınak içerisinde bulunan sıcak ve kirli  hava dışarı atılmakta, hayvanların yaşam ve verimini sürdürebilmesi için gerekli  oksijen sağlanmakta ve zararlı gazlar, istenmeyen kokular ve havada bulunan  zararlılar uzaklaştırılabilmektedir. Ayrıca, nem düzeyi de ayarlanabilmektedir.  Ahır havadar ve aydınlık olmalı, kesinlikle hava cereyanı olmamalıdır.</p>
<p><strong>Ahırlarda  aydınlatma </strong></p>
<p>Ahırlarda  sağlanması gereken iklim koşullarından bir diğeri de ışıklamalıdır. Aydınlatma  ile yemleme ve iş kolaylığının sağlanması amaçlanır. Doğal ışıktan yararlanmak  için ahır duvarlarına eşit aralıklarla pencereler yerleştirilir. Doğal  aydınlatmada pencere yüzeyinin hesabında bölgenin iklim koşulları dikkate  alınmalıdır. Çoğunlukla ahır tabanının 1/15-1/20&#8242;si genişliğindeki pencere  yüzeyi yeterli aydınlatmayı sağlar. Soğuk bölgelerde bu oran 1/25&#8242;e kadar  düşürülebilir. Yapay aydınlatmada 100 lux&#8217;lük bir ışık şiddeti yeterli kabul  edilir. Bunun için ahır tabanının 1 m<sup>2</sup>&#8216;sine 25-30 watt&#8217;lık ışık kaynağı önerilir.</p>
<p><strong>Ahırlarda  temizlik </strong></p>
<p>Süt sığırcılığı  işletmelerinde verimli ve sağlıklı bir üretim için gübrenin günlük olarak  ahırdan uzaklaştırılması gerekir. Ahır tabanı mümkün olabildiğince temiz ve kuru  olmalıdır. Ahır, özellikle doğum yerleri ve buzağı bölmeleri sürekli temiz  tutulmalıdır.</p>
<p>İklim etmenleri,  hayvan organizmasını çeşitli yönlerden, bölge iklim koşulları iyice incelenerek  hayvan sağlığı ve verimi üzerindeki olumsuz etkileri ekonomik sınırlar  içerisinde giderebilecek barınak tipleri üzerinde durulmalıdır.</p>
<p>Süt sığırı  ahırları, bölgenin iklim koşulları ve işletmecilik anlayışına bağlı olarak 3  farklı tipte planlanabilmektedir:</p>
<p><strong> 1)</strong> Bağlı  Duraklı Ahırlar <strong>2)</strong> Serbest Açık Ahırlar <strong>3)</strong> Serbest Duraklı Ahırlar</p>
<p><strong>1. BAĞLI  DURAKLI AHIRLAR </strong></p>
<p>Bağlı duraklı  ahırlar, küçük kapasiteli işletmelerde ya da sürüdeki hayvanların süt verim ve  kalitesinin yüksek olması durumunda bireysel bakım ve gözlemlerin daha iyi  yapılabilmesi amacıyla kullanılan barınaklardır. Hayvanların dinlenme, yemlenme  ve sağım işlemleri duraklarda yapıldığından, hayvan başına daha az alana ihtiyaç  duyulur. Sıcak, kuru ve iyi bir havalandırmaya sahip bağlı duraklı ahır  sisteminde ineklerin bakımı özenli ve kolaylıkla yapılabilir. Ahırlarda temiz  bir ortam yaratılabilmesi için yeterli hacmin yaratılması(ahır yüksekliği  yeterli olmalı) ve iyi bir havalandırma sisteminin oluşturulması gerekir.</p>
<p>Bağlı duraklı  ahırlarda duraklar, hayvan sayısına bağlı olmak üzere tek sıralı, çift sıralı  veya ikiden fazla sıralı yapılabilir. Hayvan sayısı 10&#8242;dan az ise tek sıralı  uygundur. Diğer durumlar, hayvan sayısı, mekanizasyon durumu, istenilen genişlik  ve uzunluğa göre değişiklik göstermekle birlikte en yaygın kullanılanı çift  sıralı olanıdır.</p>
<p>İki sıralı  ahırlar, hayvanların yüzünün birbirine dönük olarak, ya da yüzleri duvara dönük  olacak biçimde planlanır. Bu farklılık, yem dağıtım ve gübre temizleme  mekanizasyonuna göre belirlenir. Hayvan sayısının az olması durumunda yoğun  işgücünü, gübre temizliği ve sağım oluşturduğundan (işgücü zamanının yaklaşık %  60-65&#8242;i) ve ahır iç duvarlarının gübre temizlenmesi sırasında kirlenme olasılığı  nedeniyle ineklerin dışa bakacak biçimde düzenlenmesi daha uygundur. Hayvan  sayısının fazla olduğu ahırlarda yem dağıtımı mutlak mekanizasyon  gerektirdiğinden ve ahır genişliğini azaltmak amaçlandığından içe bakan  düzenleme sistemin planlanması daha uygundur. Bu düzenleme, gübre temizliğinde  ızgaralı sistem kullanıldığı durumlarda da geçerlidir.</p>
<p>Bağlı duraklı ahırların istenilen biçimde kullanılabilmesi için,  ahır tabanını oluşturan bütün elemanların uygun biçimde düzenlenmesi gerekir.  Ahır tabanı, yemlik yolu, yemlik, durak, idrar kanalı ve servis yolu olmak üzere  5 bölümden oluşur (Şekil 1).</p>
<p><strong>a) Yemlik Yolu </strong></p>
<p>Yemlik yolu, yem  dağıtımında ve yemliklerin temizliğinde kullanılan kısımdır. Yemlik yolu  genişliği, yem dağıtımının elle ya da mekanik araçlarla yapılmasına bağlı olarak  değişir. En az genişlik 75-100 cm olmak üzere, traktör ve benzeri araçların  kullanıldığı durumlarda 240-350 cm arasında olabilir. Yemlik yolu tabanı  betondan yapılmalı ve traktör ile römorkun yüküne dayanabilecek biçimde yeterli  kalınlıkta olmalıdır.</p>
<p><strong>b) Yemlikler </strong></p>
<p>Yemlikler, 50-70  cm genişliğinde, duraktan 20 cm yükseklikte ve 10 cm genişliğinde beton bölme  ile ayrılan bir bölümdür. Hayvanların rahat yem alımını sağlayan, kolaylıkla  temizlenen ve aşınmaya karşı dirençli malzeme kullanımıyla oluşturulan  yemlikler, hayvan sağlığı ve işletmecilik yönünden olumlu sonuçlar verir. <div style="text-align:center;border:1px dashed #FF9A9A;padding:8px;margin:10px auto;color:#FF6666;">Devamını görüntülemek için <a href="http://www.emrekoyuncu.net/wp-login.php?redirect_to=http%3A%2F%2Fwww.emrekoyuncu.net%2Farsiv%2Fhayvan-barinaklari-ahirlar.html">giriş yapmak</a> zorundasınız.</div></p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/sicak-stresinin-sut-sigirlari-uzerine-etkisi.html" rel="bookmark" class="crp_title">Sıcak stresinin süt sığırları üzerine etkisi</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/sutcu-kecilerin-beslenmesi.html" rel="bookmark" class="crp_title">Sütçü keçilerin beslenmesi</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/rasyon-nedir-dengeli-rasyon-nasil-ayarlanir.html" rel="bookmark" class="crp_title">Rasyon Nedir? Dengeli rasyon nasıl ayarlanır?</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/sicaklik-stresinin-tavuklara-etkisi.html" rel="bookmark" class="crp_title">Sıcaklık stresinin tavuklara etkisi</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/sut-yagi-rengi-tadina-ve-miktarina-beslenmenin-etkisi.html" rel="bookmark" class="crp_title">Süt yağı, rengi, tadına ve miktarına beslenmenin etkisi</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/hayvan-barinaklari-ahirlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Süt ve Süt Ürünleri Teknolojisi</title>
		<link>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/sut-ve-sut-urunleri-teknolojisi.html</link>
		<comments>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/sut-ve-sut-urunleri-teknolojisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Aug 2011 08:20:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mrkync</dc:creator>
				<category><![CDATA[Besin Hijyeni ve Tekn.]]></category>
		<category><![CDATA[Veteriner Hekim'in Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[(HTST)]]></category>
		<category><![CDATA[(LTLT)]]></category>
		<category><![CDATA[(yüksek]]></category>
		<category><![CDATA[Alımı]]></category>
		<category><![CDATA[altı]]></category>
		<category><![CDATA[ambalajlanması]]></category>
		<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Analizle]]></category>
		<category><![CDATA[Analizler]]></category>
		<category><![CDATA[Analizleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ani]]></category>
		<category><![CDATA[Bakteriyolojik]]></category>
		<category><![CDATA[Benzeri]]></category>
		<category><![CDATA[Besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Bileşimi]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[Çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[Danesinin]]></category>
		<category><![CDATA[Dayanıklı]]></category>
		<category><![CDATA[Dayanıklılık]]></category>
		<category><![CDATA[Değeri]]></category>
		<category><![CDATA[Depolama]]></category>
		<category><![CDATA[Depolanması]]></category>
		<category><![CDATA[Derecede]]></category>
		<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[Dolum]]></category>
		<category><![CDATA[DONDURMA]]></category>
		<category><![CDATA[Dondurmada]]></category>
		<category><![CDATA[Dondurmanın]]></category>
		<category><![CDATA[Dondurulmuş]]></category>
		<category><![CDATA[Dönüştürerek]]></category>
		<category><![CDATA[Düşük]]></category>
		<category><![CDATA[Duyusal]]></category>
		<category><![CDATA[edilmiş]]></category>
		<category><![CDATA[Emülsiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Evoparasyon]]></category>
		<category><![CDATA[FERMANTE]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Fiziksel]]></category>
		<category><![CDATA[Gereken]]></category>
		<category><![CDATA[Giren]]></category>
		<category><![CDATA[Görülen]]></category>
		<category><![CDATA[Görünüş]]></category>
		<category><![CDATA[Halinde]]></category>
		<category><![CDATA[Hamur]]></category>
		<category><![CDATA[Hatalar]]></category>
		<category><![CDATA[Hazırlanması]]></category>
		<category><![CDATA[Hijyenik]]></category>
		<category><![CDATA[Homojenizasyon]]></category>
		<category><![CDATA[İlgili]]></category>
		<category><![CDATA[İnkübasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Isıtma]]></category>
		<category><![CDATA[İşlemi]]></category>
		<category><![CDATA[İşlemleri]]></category>
		<category><![CDATA[İşlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[İyi]]></category>
		<category><![CDATA[kalite]]></category>
		<category><![CDATA[Karışımına]]></category>
		<category><![CDATA[KEFİR]]></category>
		<category><![CDATA[Kefirin]]></category>
		<category><![CDATA[Kımız]]></category>
		<category><![CDATA[Kimyasal]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa]]></category>
		<category><![CDATA[kıvam]]></category>
		<category><![CDATA[Klarifikasyon]]></category>
		<category><![CDATA[koku]]></category>
		<category><![CDATA[KONDANSE]]></category>
		<category><![CDATA[Kontinue]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[Köpük]]></category>
		<category><![CDATA[kremadan]]></category>
		<category><![CDATA[Kremanın]]></category>
		<category><![CDATA[Kuru]]></category>
		<category><![CDATA[Kurutma]]></category>
		<category><![CDATA[Kurutulmak]]></category>
		<category><![CDATA[Kurutulmuş]]></category>
		<category><![CDATA[Kusurlar]]></category>
		<category><![CDATA[Maddeler]]></category>
		<category><![CDATA[maddenin]]></category>
		<category><![CDATA[metodu]]></category>
		<category><![CDATA[metot]]></category>
		<category><![CDATA[Nötr]]></category>
		<category><![CDATA[Olgunlaşma]]></category>
		<category><![CDATA[Olgunlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[ön]]></category>
		<category><![CDATA[Organoleptik]]></category>
		<category><![CDATA[Otoklavda]]></category>
		<category><![CDATA[özellikler]]></category>
		<category><![CDATA[özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Pasta]]></category>
		<category><![CDATA[Pastörizasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Pastörize]]></category>
		<category><![CDATA[Periyodik]]></category>
		<category><![CDATA[PEYNİR]]></category>
		<category><![CDATA[Peynirde]]></category>
		<category><![CDATA[Peynirin]]></category>
		<category><![CDATA[Peynirlerin]]></category>
		<category><![CDATA[Pıhtılaşma]]></category>
		<category><![CDATA[Pıhtının]]></category>
		<category><![CDATA[Püskürterek]]></category>
		<category><![CDATA[Randıman]]></category>
		<category><![CDATA[Rejenere]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıkla]]></category>
		<category><![CDATA[Şekerli]]></category>
		<category><![CDATA[Şekersiz]]></category>
		<category><![CDATA[Şekline]]></category>
		<category><![CDATA[Sistemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Soğuk]]></category>
		<category><![CDATA[Soğukta]]></category>
		<category><![CDATA[Soğutma]]></category>
		<category><![CDATA[Soğutulması]]></category>
		<category><![CDATA[Standardizasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Standardizasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[sterilizasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Sterilize]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[Sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[Süreli]]></category>
		<category><![CDATA[süt]]></category>
		<category><![CDATA[sütler]]></category>
		<category><![CDATA[Sütlerde]]></category>
		<category><![CDATA[Sütlere]]></category>
		<category><![CDATA[sütlerin]]></category>
		<category><![CDATA[Sütün]]></category>
		<category><![CDATA[suyundan]]></category>
		<category><![CDATA[Süzme]]></category>
		<category><![CDATA[Tabakası]]></category>
		<category><![CDATA[Taette]]></category>
		<category><![CDATA[Taşıması]]></category>
		<category><![CDATA[Tat]]></category>
		<category><![CDATA[Temizleme]]></category>
		<category><![CDATA[TEREYAĞI]]></category>
		<category><![CDATA[Tereyağın]]></category>
		<category><![CDATA[tereyağlar]]></category>
		<category><![CDATA[Tereyağlarında]]></category>
		<category><![CDATA[Tozlarının]]></category>
		<category><![CDATA[TOZU]]></category>
		<category><![CDATA[Tozunun]]></category>
		<category><![CDATA[Tuzlama]]></category>
		<category><![CDATA[Ultrafiltrasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Üretimi]]></category>
		<category><![CDATA[Ürünler]]></category>
		<category><![CDATA[ürünleri]]></category>
		<category><![CDATA[Uygulanan]]></category>
		<category><![CDATA[Üzere]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>
		<category><![CDATA[veya]]></category>
		<category><![CDATA[Viili]]></category>
		<category><![CDATA[Yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yapılan]]></category>
		<category><![CDATA[Yapımı]]></category>
		<category><![CDATA[Yoğunlaştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Yoğurdun]]></category>
		<category><![CDATA[YOĞURT]]></category>
		<category><![CDATA[Yöntemi]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emrekoyuncu.net/?p=1084</guid>
		<description><![CDATA[1. GİRİŞ Süt proteinleri biyolojik değerleri bakımından yumurta proteininden sonra en değerli protein özelliğini taşıyor. Vücudun, ihtiyaç duyduğu esansiyel amino asitlerin hemen hemen tamamını içeriyor. Beslenme açısından çok önemli olan süt ve süt ürünlerindeki özellikle vücut için gerekli olan kalsiyum ve ihtiyacının karşılanmasında mükemmel bir hayvansal gıdadır. Süt ve ürünleri, kalsiyum kemik ve dişlerin gelişiminde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><strong>1. G</strong><strong>İ</strong><strong>R</strong><strong>İŞ </strong></div>
<div>Süt proteinleri biyolojik değerleri bakımından yumurta proteininden sonra en değerli protein özelliğini taşıyor. Vücudun, ihtiyaç duyduğu esansiyel amino asitlerin hemen hemen tamamını içeriyor. Beslenme açısından çok önemli olan süt ve süt ürünlerindeki özellikle vücut için gerekli olan kalsiyum ve ihtiyacının karşılanmasında mükemmel bir hayvansal gıdadır. Süt ve ürünleri, kalsiyum kemik ve dişlerin gelişiminde ve yapısının korunmasında en fazla gerekli olan mineral maddelerdir. Yarım litre süt içmekle insanın ihtiyaç duyduğu kalsiyumun 2/3’ ü karşılanabiliyor. Kalsiyumun dışında potasyum, fosfor, iyot ve çinko bakımından da süt iyi bir kaynaktır. Vitamin içeriği bakımından da zengin bir besin olan süt ve ürünleri A, D, E, B1, B6 vitaminlerini içeriyor. Bunun yanında süt hayvansal kaynaklı gıdalar arasında C vitamini ihtiva etmesi bakımından tek besin durumundadır. Tüm bu nedenlerden dolayı süt ve süt ürünleri endüstrisi çok önemlidir. Bu endüstriyi; içme sütü, kondanse süt, süt tozu, tereyağı, peynir, dondurma ve  fermante süt ürünleri oluşturmaktadır.</div>
<div><strong>2. SÜT </strong></div>
<div>Süt; tatlımsı,saydam olmayan,hafif kokulu beyaz bir sıvıdır. İnsanların çok yararlandığı süt evcil hayvanlardan (inek,keçi,koyun vb.) elde edilir. Süt işlenerek veya doğrudan tüketilir. İşlenerek elde edilen ürünler; yoğurt, ayran, peynir, tereyağı,kaymak vb.’dir.</div>
<div>Süt, %85 su % 15’de çeşitli maddeleri içerir. Bu maddeler laktoz ,şeker, yağlı maddeler,azot bileşikleri ve madensel tuzlardır. Süt; kalsiyum bakımından zengin demir bakımından zayıftır. Süt kısa sürede tüketilmeli ve uygun şartlarda (+4 ‘ta) saklanmalıdır.</div>
<div>Bir “yaşam mucizesi” diye nitelenebilecek kadar büyük besin değerine sahip olan sütün, insan yaşamındaki yeri insanlık tarihi kadar eskidir. Dünyanın en yararlı içeceği süt, insanların doğumlarından itibaren aldıkları ilk besindir. İlk günlerinde annelerinin sütüyle beslenen bebeklere, daha sonraları hem anne sütü hem de hayvan sütleri verilir. Süt, bebeklerin narin vücutlarını sağlamlaştırır, güçlendirir. Süt, organizmanın kurulması ve hayatını  devam ettirmesi için gereken unsurların hemen hepsini içerir. Yapısında bulunan besin unsurları açısından süt, ideal bir besin olarak kabul edilir. Sütün proteinleri, yaşam için büyük önem taşıyan eksojen aminoasitlerinin tümünü içermesi açısından yüksek biyolojik değerdedir.</div>
<div><span style="text-decoration: underline;">Yararlar</span><span style="text-decoration: underline;">ı </span></div>
<ul>
<li>Kemik incinmelerini önler.</li>
<li>Mikrobik enfeksiyonlara karşı etkilidir</li>
<li>İshali tedavi eder</li>
<li>Mide rahatsızlıklarını giderir.</li>
<li>Sindirim sistemini düzene sokar.</li>
<li>Ülseri önler.</li>
<li>Beyine enerji verir.</li>
<li>Diş çürüklerini önler.</li>
<li>Kronik bronşiti önler.</li>
<li>Tansiyonu düşürür.</li>
<li>Yağsız süt, kolestrolü düşürür.</li>
<li>Kanserin önlenmesine yardımcı olur.</li>
</ul>
<div><strong>2.1 Sütün Bile</strong><strong>ş</strong><strong>imi </strong></div>
<div>Süt özellikle protein, kalsiyum, vitamin, mineral, enzim vb. gibi beslenmede çok önemli  olan çeşitli besinleri bünyesinde barındıran temel gıda maddesidir.</div>
<div>Canlı türü ne olursa olsun sütün bileşenleri :</div>
<ul>
<li>
<ul>
<li>su %86.6-89.5 arasında,</li>
<li>kuru madde değeri %11 – 38 arasında,</li>
<li>yağ miktarı %1.8 – 20 arasında,</li>
<li>protein miktarı %2.5 – 15.0 arasında,</li>
<li>laktoz (süt şekeri) miktarı %1.3 – 7.0 arasında,</li>
<li>kül (kuru madde) miktarı %0.5 – 2.5 arasındaki miktarlarda değiştiği söylenebilir.</li>
</ul>
</li>
</ul>
<div>Sütün bileşimini etkileyen faktörlerin en önemlileri şunlardır:</div>
<ul>
<li>Besleme</li>
<li>İklim</li>
<li> Hayvanın türü ve ırkı</li>
<li>Hastalıklar</li>
<li> Mevsimsel değişmeler</li>
<li> Laktasyon dönemi</li>
<li> Çevre faktörleri</li>
</ul>
<div>Süt Türk Standartları Enstitüsü tarafından inek, koyun, keçi ve mandaların meme bezlerinden salgılanan, kendine özgü tat, koku ve kıvamda olan, içine başka maddeler karıştırılmamış, içinden herhangi bir maddesi alınmamış, beyaz ya da krem renkli bir sıvı olarak tanımlanmaktadır.</div>
<div>Süt beslenmede büyük öneme sahip olan temel besin maddesi olmasına rağmen bir çok mikroorganizmanın üremesi için de mükemmel bir ortam oluşturmaktadır. Süt memede bulunduğu dönemde sterildir, ancak sağım sırasında ve sağımdan sonra çeşitli aşamalarda süte mikroorganizmalar bulaşabilir. Son yıllarda yapılan çalışmalarda sütün memede bulunduğu dönemde bile az sayıda ve insanda hastalık yapmayan mikroorganizma içerdiği anlaşılmıştır.</div>
<div>Sütün başlangıçtaki içerdiği mikrobiyolojik florası ne olursa olsun süt üç aşamada mikroorganizmalar ile kontamine edilmektedir.</div>
<div style="padding-left: 30px;">1- Meme kanalı, meme başları ve meme lobunun dış yüzeyi,</div>
<div style="padding-left: 30px;">2- Sağım aletleri,</div>
<div style="padding-left: 30px;">3- Sütü tüketiciye ulaştırana kadar bekletme koşulları,</div>
<div>En iyi koşullar sağlanmış bile olsa, çeşitli kademeler de süte mikroorganizmalar bulaşabilir. Mandıraları temizlemede kullanılan sular klorlanmış olsa bile bakteriler içerebilir. Sağım aletleri, depolama tankları çiğ sütlerin bakteriler ile kontaminasyonu için önemli bir kaynaktır. Sağım aletlerinin ve depolama tanklarının temizliğine dikkat ederek bakterilerin üremesi kontrol altına alınabilir. Çiğ sütlerde bazı bakterilerin bulunması yine çevresel kaynaklı kontaminasyonu ve sanitasyon şartlarının uygulanmadığını göstermektedir. Ayrıca bu bakterilerin çiğ sütlerde bulunma oranı mevsime bağlı olarak da değişiklik göstermektedir. Süt sağımdan sonra tüketiciye ulaşana kadar çeşitli aşamalarda mikroorganizmalarla karşılaşabilir. Sütün mikroorganizmalar için iyi bir üreme ortamı olduğu göz önüne alınacak olursa, tüm hijyen kurallarına uyulmuş dahi olsa sağımdan sonraki bekletme sürecinde içinde bulunan az sayıdaki mikroorganizmalar hızlı bir şekilde üreyebilir. Bu mikroorganizmalar süt içersinde gelişip çoğalarak sütün görüntüsünde, tadında bozulmalara neden olabilirler. Ayrıca taze olarak toplanmış çiğ süt mikroorganizma gelişimi için inhibitör özelliğe sahip çeşitli maddeleri de içermektedir. Sütün uygunsuz koşularda bekletilmesi ile bu inhibitör maddelerin etkinliği azalmaktadır. Mikroorganizmaların sütte meydana getirdiği etkileri kısaca şu şekilde özetleyebiliriz:</div>
<ul>
<li>Bakteriler tarafından salgılanan proteazlar sütteki kazeini hidrolizler. Kazeinin hidrolizi ile acı peptidlerin salgılanmasına neden olur.</li>
<li>Bakterilerin lipaz enzimlerinin etkisi ile ekşi tat, koku ve yağ asitlerinin serbestleşmesine  neden olurlar.</li>
<li>Laktik asit üreten bakteriler tadı asitleştirirken kokuya neden olmazlar. Sonuç olarak sütte hastalık yapan veya yapmayan pek çok bakteri olabilir. Bu bakteriler aşağıda belirtilmiştir:</li>
<li>Laktozu fermente eden bakteriler: Laktobasiller, streptokoklar, Escherichia coli</li>
<li> Proteolitik bakteriler: Bacillus cereus, Bacillus subtilis, Bacillus calidolaktis, Pseudomonas fluorescens</li>
<li>Lipolitik bakteriler: P. fluorescens, Pseudomonas lipolyticum</li>
<li>Termofilik bakteriler: Corynebacterium, mikrokoklar, streptokoklar ve basillus cinsi</li>
<li>Psikrotrofilik bakteriler : Pseudomonas cinsi, Serratia cinsi, Alcaligenes, Acinetobacter,  flavobacterium</li>
<li>Anormal renge neden olan bakteriler: Serrartia marcescens, Pseudomonas syncyanea,  Micrococcus ruseus,</li>
<li>Patojen bakteriler: Brucella abortus, Streptococcus agalactica, Streptoccoccus pyogenes,</li>
</ul>
<div>Çiğ sütlerde basillus, clostridium gibi spor oluşturan termofilik bakterin bulunması yine çevresel kaynaklı kontaminasyonu ve sanitasyon şartlarının uygulanmadığını göstermektedir. Ayrıca bu bakterilerin çiğ sütlerde bulunma oranı mevsime bağlı olarak Mycobactertium tuberculosis, Salmonella spp., Listeria spp., Staphylococcus aureus</div>
<div>Sütün besin içeriğinde, tadında ve görüntüsünde mikroorganizmaların etkisi ile oluşan değişimlerin kontrol altına alınması gerekmektedir. Sütte bakteriyel gelişimi önlemek için önce kontaminasyon aşamalarını sınırlandırmalı, süt toplandıktan sonra hızlıca soğutulmalı ve bekletme işlemleri soğukta yapılmalıdır. Sütün sağımı sırasında çevre ile olan kontaminasyonun önlenmesi en önemli kontrol aşamasıdır. Sağım, toplama ve taşıma sırasında sanitasyon kurallarına uyulması sütün kontaminasyonunun önlenmesinde ilk tedbirdir. Toplandıktan sonra tüketiciye ulaşana kadar olan süreç içinde de soğuk zincire uyulmalıdır. Soğuk zincir sağlanmadığı takdirde sütte bulunan mikroorganizma sayısı artmaktadır. Çünkü birçok mikroorganizmanın etkisi 2OC’de inhibe olmaktadır. Bundan sonraki aşama ise çiğ sütün kullanılabilir hale gelmesi için ısıl işleme tabi tutularak içersinde bulunabilecek patojen mikroorganizmaların yok edilmesi ve kullanım süresinin uzatılmasıdır. Bu işlemler sırasında sütün doğal özelliğinde değişime sebep olmayan bir yöntem tercih edilmelidir. Bu amaçlara ulaşmak üzere, süt teknolojisinde uygulanan yöntemler çok değişken olmakla beraber en yaygın kullanılanlarını; iki başlık altında toplamak mümkün olacaktır:</div>
<div>Sütün bileşiminde pek çok madde bulunmakla beraber sütün bileşimindeki maddeler su ve kuru madde olmak üzere iki ana başlık altında incelenebilir.</div>
<div><strong>2.1.1 Su </strong></div>
<div>Süt bileşimindeki su , sütte bulunan kuru maddelerin erime ve dağılma ortamıdır. Su sütün bileşiminin yaklaşık %80’ini oluşturmakla beraber sütün çeşidine, laktasyon devresine ve beslenme şartlarına göre farklılıklar gösterebilir.</div>
<div><strong>2.1.2 Kuru Maddeler </strong></div>
<div>Kuru maddeyi meydana getiren maddeler , proteinler, yağ, şeker, kül maddeleri vitaminler ve enzimlerdir. Sütün bileşimindeki kuru maddeler şöyledir:</div>
<div><strong>Süt Ya</strong><strong>ğ</strong><strong>ı </strong></div>
<div>Sütteki yağ , verdiği lezzet ve meydana getirdiği kalori bakımından sütün en önemli organik maddelerinden biridir. Süt yağının vücuda birçok faydası vardır. Vücudun bazı yağ asitlerine karşı olan ihtiyacını karşılar.</div>
<div><strong>Süt </strong><strong>Ş</strong><strong>ekeri </strong></div>
<div>Sütte sakkaroz adı verilen süt şekeri bulunur. Bu şeker süte lezzet ve tat vermekle beraber miktarı süt, çeşitlerine  göre az çok değişmektedir. Formülü (C12H22O11) olup karbonhidratların disakkaritler grubuna girerler. Laktoz şekeri sütten başka hiç bir yiyecekte bulunmaz.</div>
<div>Laktozun diğer karbonhidratlardan daha üstün bir madde olmasının nedenleri; insan, ve hayvanların bağırsaklarını yumuşatma özelliği olması, laktoz ve bundan türeyen süt asiti bağırsaklarda bulunan kokutucu  bakterilerin çoğalmasına engel olması ve iç zehirlemeyi önlemesidir.</div>
<div><strong>Süt Proteinleri </strong></div>
<div>Süt Proteinleri, %3 kazein, %0.55 Laktalbumin ve %0.05 Laktoglobulin&#8217;den oluşur.</div>
<div><span style="text-decoration: underline;">Kazein:</span> Kazein, sütte bir kalsiyum tuzu halinde bulunur. Kazein sütün en büyük protein fraksiyonunu oluşturur. Başta inek sütü olmak üzere geviş getirenlerin sütlerindeki kazein, tüm proteinlerin % 80&#8242;ini oluşturması bakımından, böyle sütlere kazeinli sütler denilir. Bünyesinde % 6 oranında kolloid halinde kalsiyum fosfat taşır. Kazein partiküllerinin büyüklüğü 40 ile 280 mikron arasında değişir, içlerinde 80-120 mikron çapında bulunan partiküllerde vardır.</div>
<div><span style="text-decoration: underline;">Laktalbumin:</span> Laktalbumin, süt proteinlerinin %10&#8242;luk bölümünü oluşturur. Laktalbumin, bir hidrofil kolloid olup, serum albüminine çok benzer. Laktalbumin, sütün 60°C&#8217;m üzerinde ısıtılmasıyla koagule olur.</div>
<div><span style="text-decoration: underline;">Laktoglobulin:</span> Laktoglobulin, nötr ve yan doymuş amonyum sülfatta ve doymuş magnezyum silikatta erimez. Laktoglobulin, sütün tüm proteinlerinin %4&#8242;ünü oluşturur. Laktoglobulin de, laktalbumin gibi ısıya karşı hassastır.</div>
<div><strong>Mineraller </strong></div>
<div>Sütün yapısında bulunan tuzların her birinin vücutta kendine özgü birtakım işlevleri vardır. Süt önemli miktarlarda sodyum, magnezyum, demir, fosfor içerirken az miktarda da kükürt, iyot, bakır, çinko, mangan  içerir.</div>
<div><strong>Vitaminler </strong></div>
<div>Sütte vitaminlerin çoğu bulunmaktadır. Miktarları ve çeşitleri beslenme ile ilgilidir.  Sütte A Vitamini (karotin ve ksantomin ), B1 vitamini, B2 vitamini (süt serumuna sarı rengini veren madde) , az miktarda B3 , B5, B6 ve B12 vitaminleri, C vitamini,  az miktarda D vitamini, E vitamini ve K vitamini bulunur.</div>
<div><strong>Enzimler </strong></div>
<div>Enzimler metabolizmadaki reaksiyonları yürüten organik veya anorganik bileşiklerdir. Süttün bileşiminde fosfataz , kolesteraz, karotinaz, amilaz, laktaz, proteaz, pterinoksidaz, vb. enzimler bulunur.</div>
<div><strong>Koruyucu Maddeler </strong></div>
<div>Süt, immunglobulin, antitoksin ve aglutininden oluşan antikorları taşır. Bunlar, süt hayvanının organizmasında, yabancı proteinlere ve bakterilere karşı oluşturulurlar. Kan yoluyla süte geçerler. Ancak antikorların, değişmez şekilde sütte mi mevcut oldukları, yoksa süt bezlerinde belirli değişimler mi geçirdikleri tam  olarak belirlenememiştir.</div>
<div><strong>Gazlar </strong></div>
<div>Sütlerde bir miktar N2, CO2 ve O2 gazları bulunur.</div>
<div><strong>2.2 Sütün Özellikleri </strong></div>
<div>Sütün bileşimi ile ilgili olarak sahip olduğu özellikler organoleptik ve fiziksel özellikler olarak iki ana başlık altında toplanabilir.</div>
<div><strong>2.2.1 Sütün Organoleptik Özellikleri Sütün Kokusu </strong></div>
<div>Sütün, tipik kendine özgü bir kokusu yoktur. Fakat, çevredeki kokulan kolaylıkla almak özelliğine sahiptir . Buna göre, yeni sağılmış sütler, sağıldıkları süt hayvanlarının koku­sunu taşırlar. Koku ve lezzet maddelerini bünyesinde toplayan sütün yağ kısmıdır.</div>
<div><strong>Sütün Lezzeti </strong></div>
<div>Normal bir sütün lezzeti hoşa giden hafif bir tatlılıktadır. Meme hastalıklarında sütün lezzeti tuzludur. Teknolojik işlemlere (ısıtmak gibi) bağlı olarak veya bakterilerin üremesi sonucu normalden sapan lezzet oluşur.</div>
<div><strong>2.2.2 Sütün Fiziksel Özellikleri </strong></div>
<div>Sütün yoğunluğu,rengi, yüzey gerilimi, viskozitesi,  pH değeri, kaymak bağlama kabiliyeti, spesifik ısısı, donma ve kaymana noktası gibi özellikleri bu grupta incelenir.</div>
<div><strong>Yo</strong><strong>ğ</strong><strong>unluk </strong></div>
<div>Sütün yoğunluğu ile içindeki kolloid olarak çözünmüş maddelerin miktar ve çeşidi  arasında yakın bir ilişki vardır. Yani yoğunluk bu faktörlere bağlı olarak artar veya azalır. Sütteki yüksek yağ oranı, sütün yoğunluğunu azaltır. Buna karşın, proteinler, şekerler ve tuzlardaki artış sütün yoğunluğunu arttırır, Sütün ortalama yoğunluğu 15 °C’de 1.034&#8242;dür.</div>
<div><strong>Renk </strong></div>
<div>Sütün rengi çoğunlukla donuk ve porselen beyazıdır. Fakat sağıldığı hayvanın cinsine göre beyazlık derecesi farklı olabilir.</div>
<div><strong>Yüzey Gerilimi </strong></div>
<div>Tağşiş edilmemiş sütün yüzey gerilim 52 dyne/cm civarındadır. Süt yağı, sütte bulunan proteinli maddeler ve serbest yağ asitleri, sütün yüzey aktivitesini veren unsurlarıdır. Kazein oranının yükselmesiyle yüzey gerilimi azalır. Sütün çalkalanması ve ısıtılması yüzey gerilimini etkiler. Süt 45 dakika süre ile 10 °C&#8217;nin altında soğutulursa, yüzey gerilimi yaklaşık 2. 12 dyne/cm daha düşer. Süt, yeniden 50 °C&#8217;ye  kadar ısıtılırsa, yüzey gerilimi normale döner. Yüzey gerilimi ile lezzet arasında acılaşma yönünden bir ilişki vardır. Yüzey geriliminin ölçülmesiyle acılaşmanın derecesini tespit etmek mümkündür.</div>
<div><strong>Viskozite </strong></div>
<div>İnek sütünün viskozitesi 15-20 °C da 1.5 ile 4.2 arasında değişir. Suyun viskozitesi 1.0 olarak kabul edilir. Isı derecesi yükseldikçe sütün viskozitesi azalır. Viskozitenin, sütün yağ oranındaki farklılıklara bağlı olarak değişmesi, sütün yağ globüllerinin değişen büyüklükte olmasından kaynaklanır. Laktoz oranının viskozite üzerine önemli bir etkisi yoktur. Çeşitli ısı derecelerinde (20-80 °C), yağlı ve yağsız sütlerde viskozitenin azalma oranı bakımından büyük farklılıklar oluşmaz. Isı işlemi, 93-151 °C arasında uygulandığı zaman, viskozite yeniden yükselir. Sütün kuru madde oranı arttıkça, viskozite de artar.</div>
<div><strong>pH De</strong><strong>ğ</strong><strong>eri </strong></div>
<div>Sütün pH değeri 6.3 ile 6.6 arasında değişir. Sütün ısıtılmasıyla pH değeri artar. Süt, pH değerinin 4.9&#8242;a düşmesiyle pıhtılaşır.</div>
<div><strong>Kaymak Ba</strong><strong>ğ</strong><strong>lama Kabiliyeti </strong></div>
<div>Sütün kaymak bağlama kabiliyeti, sütün yağlı veya yağsız oluşuna bağlı olarak değişir. Sülün kaymak bağlama sürati ise, sütteki yağ globüllerinin durumuna bağlıdır. Yağlı çiğ sütlerde, yağ globüllerinin etrafı yapışkan bir zarla kaplıdır. Bu nitelik yağ globüllerinin birleşerek salkımlar oluşmasını ve bunların süt yüzeyinde kaymak kitlesini meydana getirmelerini sağlar. Yağ globüllerinin bu niteliği, sütün taşınması, bir yerden diğer yere pompalanması gibi hareketli işlemler sırasında reversibl olarak azalır. Ancak, sütün ısıtılması, yağ globüllerinin birbiriyle yapışarak salkımlar oluşturmasını irreversibl olarak etkiler.</div>
<div><strong>Spesifik Is</strong><strong>ı </strong></div>
<div>Sütün değişik yapıda oluşu, spesifik ısının farklılıklar göstermesine neden olur. Sütün spesifik ısısı, sütü oluşturan ve emülsiyon ve erimişşekilde bulunan unsurların spesifik ısısından oluşur. Yağ miktarının artmasına bağlı olarak spesifik ısı da artar Çünkü, 15 °C da süt yağının bir kısmı katılaşır ve ısının belirli bir kısmı bunun erimesi için harcanır. Isının yükselmesine bağlı olarak spesifik ısı da değişir. Burada süt yağının aglomerasyon halinde bulunmasının önemi vardır. % 4.3 oranında yağ içeren bir süt 0 °C’de 0.90,15 °C da 0.94 ve 60 °C’de 0.92 spesifik ısı değeri verir. Suyun spesifik ısısı ise l dir. Bu duruma göre, süt, sudan daha çabuk soğur ve suya oranla daha çabuk ısınır. (İnal ve Ergün, 1990)</div>
<div><strong>Donma Noktas</strong><strong>ı </strong></div>
<div>Sütün l litresindeki ortalama şeker miktarı 46 g olduğu zaman donma noktasında 0.24 derecelik bir azalma tespit edilir. Bir litre sütteki tuzların oranı 7.5 g/k. olduğu zaman donma noktasındaki azalış 0.32 derece olur. Sütün donma noktasındaki düşüşe protein ve yağ oranının bir etkisi olmaz.</div>
<div><strong>2.3 Süt Üretimi </strong></div>
<div>İşlenmiş içme sütleri, fabrikalarda süzülme, yabancı maddelerden temizlenme, istenmeyen kokuların alınması (deoderizasyon), standardizasyon ve homojenizasyon işlemlerinden geçmektedir.</div>
<div>Pastörize sütler, kaynama derecesinin altında belli bir sıcaklıkta, sütün doğal niteliklerinde değişiklikler oluşturmadan, hastalık yapan etmenlerinden tamamen, diğer etmenlerden de çoğunlukla arınmış bir içme sütü çeşididir. Soğukta muhafaza edilmek şartıyla dayanma süreleri iki gündür.</div>
<div>Uzun ömürlü sütler, tüketici tarafından sterilize, kutu ve UHT olarak da tanımlanırlar. Özel bir teknolojik işlemle 135-150 derecede 2-4 saniye tutularak içlerinde sütün bozulmasına neden olan ve hastalık yapan etkenlerin tümü imha olmuş bir içme sütü çeşididir. Aseptik şartlarda doldurulan karton kutularda piyasaya arz edilir. Teknolojisi gereği soğuk zincire gerek kalmadan dört aya kadar dayanan bu sütler kesinlikle katkı maddesi içermez.</div>
<div><strong>2.3.1 Pastörize Süt Üretimi </strong></div>
<div>Ünlü Fransız bilgini Pasteur&#8217;ün 1860-1864 yıllarında şarabı dayanıklı hale sokmak için uyguladığı yeni ısıtma metodu, yani pastörizasyon 1873 yılında Jaccoy, 1886 yılında da Soxhlet tarafından sütte uygulanmış, olumlu sonuçlar alınınca da süt teknolojisi gelişerek endüstriye girmiştir . Pastörizasyon işlemine artık yalnız içme sütünde değil aynı zamanda peynir, tereyağı, krema, dondurma ve bunun gibi bir çok süt ürününün yapımında da yer verilmektedir.</div>
<div>Pastörizasyon; sütün doğal ve biyolojik özelliklerine fazla zarar vermeden, patojen bakterilerin tamamının; diğer saprofit bakterilerin de büyük bir çoğunluğunun sıcaklıkla yok edilip, soğutulması suretiyle güvenli ve daha dayanıklı bir hale konulması işlemidir. (TSEK,1981).</div>
<div>Tanımdan da anlaşılacağı üzere pastörizasyonun 4 amacı vardır:</div>
<div>a. Patojen mikroorganizmaları yok etmek,</div>
<div>b. Patojen olmayan diğer mikroorganizmaların da önemli bir bölümünü öldürerek sütü daha dayanıklı hale getirmek,</div>
<div>c. Sütü çabucak soğutarak ısıya dayanıklı  mikroorganizmaların gelişmesini önlemek,</div>
<div>d. Bu işlemler sırasında sütün doğal ve biyolojik özelliklerine fazla zarar  vermemek</div>
<div>Pastörizasyon işlemi, sütün ısıtılmasında uygulanan sıcaklık derecesi ve işlemin sürekliliğine göre üçe ayrılır. (TSEK, 1981)</div>
<ol>
<li>Düşük derecede uzun süreli pastörizasyon (LTLT)</li>
<li>Yüksek derecede kısa süreli pastörizasyon (HTST)</li>
<li>Ani pastörizasyon</li>
</ol>
<div><strong>2.3.1.1 Dü</strong><strong>ş</strong><strong>ük Derecede Uzun Süreli Pastörizasyon (LTLT) </strong></div>
<div>Çogu silindir veya dikdörtgen prizma şeklinde olan, yerine göre dikey veya yatay olarak yerleştirilen kazanlarda sütün 63-65°C a kadar ısıtılması ve bu derecede 30 dakika tutulması ile yapılan bir işlemdir. Isı işlemi için çift cidarlı, karıştırma tertibatlı büyük kazanlar kullanılır. Paslanmaz çelikten yapılmışlardır. Bir termostat ve ayar mekanizması sütün bu zaman ve ısı derecesinde kazanda kalmasını sağlar. Kontinue çalışmanın temini açısından, bu kazanlar 2000 sütü kapsayacak şekilde 4 bölümden oluşur. Bu yöntemle tüm patojen mikroorganizmalar öldürüldüğü gibi, sütün özellikleri de çok iyi korunmuş olur.</div>
<div><strong>2.3.1.2 Yüksek Derecede K</strong><strong>ı</strong><strong>sa Süreli Pastörizasyon (HTST) </strong></div>
<div>Küçük kapasiteli bazı işletmeler bir tarafa bırakılırsa, son yıllarda pastörizasyonda hemen hemen yalnız bu sistemden yararlanılmaktadır. Bu yöntemde süt, 72-75 °C da 15 &#8211; 20 saniye süreyle pastörize edilir. Paslanmaz çelikten mamul ve üzeri oluklar ve yivlerle bezenmiş plakalar arasından en çok 3 mm kalınlığında bir tabaka oluşturacak şekilde sevk edilen süt, bir akış halinde pastörize edilir. Sıcak su ile sağlanan ısı, bu plakalar kanalıyla süte intikal ettirilmiş olur. Plakalar, cihaz içerisinde .sık olarak yerleştirilmiş olup, sütün ortalama 15- 20 saniye ısı ile temasını sağlar. Süt, bu bölümden, yine plakalar paketinden oluşan kısma geçer. Bu bölüm, soğutma bölümüdür. Bu plakaların bir tarafından, soğutulması gereken sıcak süt akıp geçerken, öte yüzeyinden, ısıtılmak üzere sisteme sevk edilen soğuk çiğ süt geçer. Bu yöntemle, ısıdan en iyi şekilde yararlanılmış olur. Süt, belirli bir basınç altında cihazdan geçirilir.</div>
<div>Sıcak su devamlı sirkülasyon halinde olup bir bataryada devamlı ısıtılır. Modern ölçme ve ayarlama cihazları, ısıyı tam olarak sabit tutarlar. Böylece ısı istenilen derecede + 0.5 °C toleransı ile sabit tutulur. Isı derecesi, herhangi teknik hataya bağlı olarak artar veya azalırsa, otomatik şalter tertibatı pastörizasyon cihazına süt akımını keser. Böylece, yeterince ısıtılmamış sütün sistemde işlenmesi önlenmiş olur. Ayrıca, yine otomatik bir cihaz sütün tespit edilen miktarlarda sistemde dolaşmasını sağlar. Bu yöntem bugün en güvenilir sistem olarak benimsenmiştir. Bu yöntemde kapasite saatte 20.000 litre&#8217;ye kadar çıkarılabilir. Ayrıca, cihazların işgal ettiği yer de ölçülüdür. Genel mikrop sayısı ele alındığında, çiğ süte oranla % 98 oranında bir redüksiyon bu yöntemle sağlanır.</div>
<div>Yüksek derecede pastörizasyonda değişik ısıtma sistemlerinden yararlanılmakta ise de, bugün plakalı ısıtıcılar daha çok kullanılmaktadır. Böylr bir sistemin işleme şeması aşağıda verilmiştir. (TSEK, 1981)</div>
<div>Şekil 2.1 Yüksek derecede pastörizasyon yapan modern bir düzenin çalışma şeması</div>
<div>
<table cellspacing="0" cellpadding="0" width="657">
<tbody>
<tr>
<td align="left" valign="top">
<div style="text-align: center;"><a href="http://www.emrekoyuncu.net/wp-content/uploads/1.jpg" rel="lightbox[1084]" title="1"><img class="aligncenter size-full wp-image-1085" title="1" src="http://www.emrekoyuncu.net/wp-content/uploads/1.jpg" alt="" width="661" height="330" /></a></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<div>Şekil 2.2 HTST sisteminde sıcaklık-zaman grafiği</div>
<div><a href="http://www.emrekoyuncu.net/wp-content/uploads/2.jpg"></a><a href="http://www.emrekoyuncu.net/wp-content/uploads/2.jpg" rel="lightbox[1084]" title="2"><img class="aligncenter size-full wp-image-1086" title="2" src="http://www.emrekoyuncu.net/wp-content/uploads/2.jpg" alt="" width="694" height="420" /></a></div>
<table cellspacing="0" cellpadding="0" width="653">
<tbody>
<tr>
<td align="left" valign="top"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong>2.3.1.3 Ani Pastörizasyon </strong></div>
<div>Son yıllarda sıcaklığın ısının şiddeti daha da artırılarak çok kısa bir süre tutulmak suretiyle yapılan pastörizasyon işlemi ‘Flaş Pastörizasyon’ dikkatleri üzerine çekmiştir.</div>
<div>Yüksek derecede pastörizasyonun düşük derecede pastörizasyona oranla şu üstünlükleri bulunmaktadır:</div>
<ol>
<li>Düşük derecede pastörizasyona göre tesis daha az yer kaplar.</li>
<li> Düzenin kapasitesi kolaylıkla artırılabilir.</li>
<li> Pastörizasyonun başlaması ile aynı zamanda şişeleme de yapılabileceğinden iş daha hızla tamamlanır.</li>
<li> Pastörize düzeni yerinde ve kolaylıkla temizlenip sterilize edilebilir.</li>
<li> Sıcağa dayanıklı mikroorganizmalar daha yüksek oranda kaybolur.</li>
<li> Isıtma ve soğutma enerjisinden tasarruf edilebilir.</li>
</ol>
<div>Ancak yüksek derecede pastörizasyon metodunun şu sakıncaları bulunmaktadır:</div>
<ol>
<li>Canlı kalan saprofit bakteri miktarının düşük derecedeki pastörize yöntemine oranla daha yüksek olması, yani bakteri redüksiyonunun biraz daha düşük olması.</li>
<li>Plakalı sistem kullanıldığında contaların durumuna ve temizliğine çok dikkat etmek zorunluluğunun olması</li>
<li>Soğutma ve diğer ünitelerde sertliği düşük, iyi kaliteli suya gerek olması. Bu nedenle mevcut suyun kalitesi düşük olduğu taktirde suyun sertliğini ve tortusunu giderecek ek bir sisteme gereklilik duyulması</li>
</ol>
<div><strong>2.3.1.4 Pastörize Sütün So</strong><strong>ğ</strong><strong>utulmas</strong><strong>ı </strong></div>
<div>Pastörizasyondan geçirilen sütler vakit kaybedilmeden soğutulur. Bu amaçla  + 4 °C yeterlidir. Daha düşük ısı dereceleri de uygulanabilir. Soğutma, yüzeysel sistemle yapılır. Yani süt, düz, dört köşe veya silindir şeklinde yapılmış dik soğutuculardan geçirilir. Temas yüzeyinin geniş olması için, soğutucuların yüzeyleri girintili çıkıntılı şekilde yapılmıştır. Süt dışarıdan bu yüzeyler üzerinden yukardan aşağıya doğru sevk edilir. Soğutma işlemi, soğutucuların iç kısımlarından soğuk veya buzlu su, buharlaşan soğutucu maddeler geçirilmek suretiyle gerçekleştirilir. Bu soğutucuların akış istikameti genellikle sütün akış istikametinin aksinedir. Günümüzde bu soğutucuların yerine kapalı sistem halinde plakalı soğutucular artan biçimde kullanılmağa başlanmıştır. Bunlar, yapılış itibariyle, plakalı pastörizatörlere benzerler. Plakaların bir yüzünden soğutulacak süt bir istikamete akarken, diğer tarafından soğuk su veya buzlu su geçirilir. Genişletilmiş yüzeyli (yivli) plaklar, akan soğuk veya buzlu suyun ısısını akış halindeki sıcak süte ileterek onu ani olarak soğuturlar. Büyük miktarlar halinde sütün derin derecelerde soğutulması gerekiyorsa, soğutucu madde olarak soğuk su ve buzlu su yerine, buharlaştırıcı sıvılar tercih edilir. En çok Amonyak, soğutucu madde olarak kullanılır. Bu soğutucular az yer kaplamalarının yanı sıra, yüksek kapasitelidir. Temizlenmeleri de çok kolaydır.</div>
<div>Şekil 2.3 Düz soğutucu</div>
<div><a href="http://www.emrekoyuncu.net/wp-content/uploads/3.jpg" rel="lightbox[1084]" title="3"><img class="aligncenter size-full wp-image-1087" title="3" src="http://www.emrekoyuncu.net/wp-content/uploads/3.jpg" alt="" width="260" height="326" /></a></div>
<table cellspacing="0" cellpadding="0" width="321">
<tbody>
<tr>
<td align="left" valign="top"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div>Şekil 2.4 Kapalı düz soğutucu</div>
<div><a href="http://www.emrekoyuncu.net/wp-content/uploads/4.jpg" rel="lightbox[1084]" title="4"><img class="aligncenter size-full wp-image-1088" title="4" src="http://www.emrekoyuncu.net/wp-content/uploads/4.jpg" alt="" width="179" height="324" /></a></div>
<table cellspacing="0" cellpadding="0" width="291">
<tbody>
<tr>
<td align="left" valign="top"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong>2.3.1.5 Pastörize Sütün Depolanmas</strong><strong>ı </strong></div>
<div>İşletme koşullarına bağlı olarak pastörize edilerek soğutulmuş sütlerin kısa veya uzun bir süre için bekletilmesi gerekebilir.. Sütün fabrikada muhafaza süresi kural  olarak 24 saati geçmemelidir. Soğutulmuş süt, 25.000 litrelik, silindir şeklinde ve paslanmaz malzemeden imal edilmiş büyük tanklarda muhafaza edilir. Bu tankların içinde bir veya iki karıştırıcı tertibat bulunur. Paslanmaz çelikten mamul bu süt tankları bir izolasyon mantosu ile sarılmıştır. Bu suretle, tankların bulunduğu yerin sıcaklığının süte geçmesine engel olunur. <div style="text-align:center;border:1px dashed #FF9A9A;padding:8px;margin:10px auto;color:#FF6666;">Devamını görüntülemek için <a href="http://www.emrekoyuncu.net/wp-login.php?redirect_to=http%3A%2F%2Fwww.emrekoyuncu.net%2Farsiv%2Fsut-ve-sut-urunleri-teknolojisi.html">giriş yapmak</a> zorundasınız.</div></p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/sut-yagi-rengi-tadina-ve-miktarina-beslenmenin-etkisi.html" rel="bookmark" class="crp_title">Süt yağı, rengi, tadına ve miktarına beslenmenin etkisi</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/rasyon-nedir-dengeli-rasyon-nasil-ayarlanir.html" rel="bookmark" class="crp_title">Rasyon Nedir? Dengeli rasyon nasıl ayarlanır?</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/yemlerin-islenmesinin-beslenme-uzerine-etkileri.html" rel="bookmark" class="crp_title">Yemlerin işlenmesinin beslenme üzerine etkileri</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/histoloji-dersi-notu.html" rel="bookmark" class="crp_title">Histoloji Dersi Notu</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/sutcu-kecilerin-beslenmesi.html" rel="bookmark" class="crp_title">Sütçü keçilerin beslenmesi</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/sut-ve-sut-urunleri-teknolojisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Köpeklerde gelişim ve öğrenme evreleri</title>
		<link>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/kopeklerde-gelisim-ve-ogrenme-evreleri.html</link>
		<comments>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/kopeklerde-gelisim-ve-ogrenme-evreleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Aug 2011 20:46:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mrkync</dc:creator>
				<category><![CDATA[İç Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Veteriner Hekim'in Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[evreleri]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[köpek]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emrekoyuncu.net/?p=1080</guid>
		<description><![CDATA[YAŞ VETERİNER UYGULAMALARI GELİŞİM ÖĞRENME 1-4 Hafta Yavrular sağlıklı molup olmadıklarına bakılır.Kalıtsal hastalığının olup olmadığı kontrol edilir fazladan parmakları varsa onlar operasyonlarla alınır. Bütün yavruların annelerini eşit olarak emip emmedikleri imcelenir. gereken kontrollerin alınması sağlanır. Anne sütünün yavrulara yetip yetmediğine dilkkat edilir. Annenin düzgün beslenmesi sağlanır. Gerekiyorsa yavruara ek gıda sağlanması düşünülebilir. Gözler ve kulaklar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<table border="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="6%"><strong>YAŞ</strong></td>
<td width="40%"><strong>VETERİNER UYGULAMALARI</strong></td>
<td width="21%"><strong>GELİŞİM</strong></td>
<td width="31%"><strong>ÖĞRENME</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="6%"><strong>1-4 Hafta</strong></td>
<td width="40%" valign="top">Yavrular sağlıklı molup  			olmadıklarına bakılır.Kalıtsal hastalığının olup olmadığı kontrol edilir fazladan  			parmakları varsa onlar operasyonlarla alınır.</p>
<p>Bütün yavruların annelerini eşit  			olarak emip emmedikleri imcelenir. gereken kontrollerin alınması  			sağlanır.</p>
<p>Anne sütünün yavrulara yetip  			yetmediğine dilkkat edilir. Annenin düzgün beslenmesi sağlanır.</p>
<p>Gerekiyorsa yavruara ek gıda  			sağlanması düşünülebilir.</td>
<td width="21%" valign="top">Gözler ve kulaklar 10,gün açılır.15 günlük olduklarında yavrular  			ayağa kalkabilir.</p>
<p>20. günde yürümeye başlarlar.  			annelerine gereksinimleri vardır.</td>
<td width="31%" valign="top">Anneleriyle ilişki kurmayı  			öğrenirler ilk zamanlarda doıkunma şeklinde olan bu öğrenme daha  			sonraları görme koklama ve işitme duyularınında çalışmaya  			başlamasıyla dahada anlamlı hale gelir. Bu durum diğer hayvanlarlada  			ilişki kurmalarında önem taşır. Kediyle köpeğin birlikte büyümesi  			gibi</td>
</tr>
<tr>
<td width="6%"><strong>4-8 Hafta</strong></td>
<td width="40%" valign="top">Aşı proğramları başlar. İç  			parazitler yönünden kontrolleri yapılır.</td>
<td width="21%" valign="top">Anne artık yavruları sütten kesmeye  			başlar.yavrularda ilk  			dişler çıkmaya başlamıştır.</p>
<p>Yavrular eşyalarla ilişki  			kurmaya başlarlare ve bu çok hoşlarına gider.</p>
<p>Böylece yavrularda mülkiyet  			duygusu gelişmeye başlar.</td>
<td width="31%" valign="top">Yavrular diğer köpeklerle ilişkiye  			geçerler ve sürü hiyerarşisi gelişmeye başlar. Oyunları sırasında  			birbirlerine üstünlük kurmaya başlarlar. ve liderlik mücadelesi  			başlamış olur.</td>
</tr>
<tr>
<td width="6%"><strong>8-12 Hafta</strong></td>
<td width="40%" valign="top">2. seri aşılama ve kuduz aşıları  			yapılır. Gerekiyorsa tırnak kesimi yapılır.</td>
<td width="21%" valign="top">Yavruların insanlarla ilişkisi  			artar.Sütten kesilme ve  			annelerinde ayrılma zamanları artık gelmiştir</p>
<p>Refleksleri henüz tam olarak  			daha gelişmemiştir</td>
<td width="31%" valign="top">İnsanlarla olan ilişkileri gelişir.  			Bu dönemde bir çok insanla ilişkiye girmeleri köpeğinizin  			sosyalleşmesi açısından oldukça önemlidir. Bilinenin aksine bu  			dönemde fazla insanlarla ilişki içine girmesi köpeğinizi yalaka  			yapmaz tam tersine insanları tanımayı öğrenir. Bu dönemde tasma  			takılır ve ev eğitimine başlanır.</td>
</tr>
<tr>
<td width="6%"><strong><span style="font-size: small;">12-16 hafta</span></strong></td>
<td width="40%" valign="top"><span style="font-size: small;">3. seri aşılama ,iç parazit kontrolü ve kalp kurdu  			hastalığı kontrolü</span></td>
<td width="21%" valign="top"><span style="font-size: small;">Yavru hızla büyür ve refleks kontroller daha iyi  			gelişir artık hızlı koşarken duvara toslamadan rahatlıkla durabilir. </span><span style="font-size: small;">Dişardan gelen seslere anlamlı cevaplar verir. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">dış dünyayla ilgilenmeye başlar</span></td>
<td width="31%" valign="top"><span style="font-size: small;">Yavrunun kendine güveni gelişir ve yeni durumlara  			nasıl uyması gerektiğini öğrenir.merdiven inip çıkma kapılardan  			geçme v.b.</span></td>
</tr>
<tr>
<td width="6%"><strong><span style="font-size: small;">4-6 Ay</span></strong></td>
<td width="40%" valign="top"><span style="font-size: small;">Hayvan sahibinin isteği doğrultusunda köpeğin  			gelişimi de dikkate alınarak 5-6 aylar arasınada  			kısırlaştırılabilir.</span><span style="font-size: small;">iç parazitler açısından  			kontrol, kalça çıkıkları yönünden kontrol</span></td>
<td width="21%" valign="top"><span style="font-size: small;">Süt dişleri dökülmeye başladığı için her şeyi  			kemirir.</span><span style="font-size: small;">Diş çıkışına yardımcı olmak için  			kemik,kemirme çubukları sert plastik oyuncaklar, tabaklanmış deri,  			diş ipleri verilebilir. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Yavruların çoğu artık geceleri bekçilik yapmaya  			başlarlar.</span></td>
<td width="31%" valign="top"><span style="font-size: small;">Otur,kal,gel,yat gibi basit emirleri  			öğrenebilirler.Adını öğrenmiştir</span></td>
</tr>
<tr>
<td width="6%"><strong><span style="font-size: small;">6-12 Ay</span></strong></td>
<td width="40%" valign="top"><span style="font-size: small;">Tekrarlanacak aşıları yapılır bundan sonrakiler artık  			yıllık olarak yapılacaktır. </span><span style="font-size: small;">yılda birkaç kez iç ve dış parazitler yönünden  			kontrol edilir. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Gerekiyorsa gıdası değiştirilebilir.</span></td>
<td width="21%" valign="top"><span style="font-size: small;">Kalıcı dişlerin tamamı çıkmıştır.</span><span style="font-size: small;"> Ev eğitimi tamamlanmıştır. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Boyca büyümesinin büyük kısmı tamamlanmıştır.  			Fakat gelişim genel anlamıyla bir sonraki yılda devam edecektir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Cinsel olgunluk tamamlanmıştır. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Erkekler işerken ayaklarını kaldırırlar dişiler  			ilk kızgınlık dönemlerini 6-12. aylarda yaşarlar.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Genel olarak yavruluk tüylerinin tamamı dökülüp  			yetişkin tüyler yarini almıştır.</span></td>
<td width="31%" valign="top"><span style="font-size: small;">Eğitim tasması kullanılarak temel itiat eğitimine  			başlanır. Bu dönemlerde köpek henüz çocukluk alışkanşlıklarını  			bırakmamıştır. havlama kemirme baskın olma inatçılık v.b. bu nedenle  			hayvana sabırlı ve sevecen yaklaşılmalıdır. aksi taktirde kötü  			alışkanlıklar yaşam boyu kalıcı olabilir.bu zaman köpeğin gençlik  			çağıdır.</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman';"><br />
</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><span style="line-height: normal;"></span></span></p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/yavru-kopeklerin-sagligi-ile-ilgili-bazi-parametreler.html" rel="bookmark" class="crp_title">Yavru köpeklerin sağlığı ile ilgili bazı parametreler</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/kopek-asi-takvimi.html" rel="bookmark" class="crp_title">Köpek Aşı Takvimi</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/orta-karadeniz-kalkinma-ajansi-hibe-cagrisi.html" rel="bookmark" class="crp_title">Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı Hibe Çağrısı</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/canik-ati.html" rel="bookmark" class="crp_title">Canik Atı</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/glikoprotein-hormonlar.html" rel="bookmark" class="crp_title">Glikoprotein Hormonlar</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/kopeklerde-gelisim-ve-ogrenme-evreleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğum ve Gebelik Süresince Uygulanan İlaçların Fötus Üzerine Etkisi</title>
		<link>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/dogum-ve-gebelik-suresince-uygulanan-ilaclarin-fotus-uzerine-etkisi.html</link>
		<comments>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/dogum-ve-gebelik-suresince-uygulanan-ilaclarin-fotus-uzerine-etkisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Aug 2011 20:29:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mrkync</dc:creator>
				<category><![CDATA[Farmakoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Veteriner Hekim'in Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[(doğuma]]></category>
		<category><![CDATA[(doğumda)]]></category>
		<category><![CDATA[(yüksek]]></category>
		<category><![CDATA[A]]></category>
		<category><![CDATA[Acetaminophen]]></category>
		<category><![CDATA[Ammonium chloride]]></category>
		<category><![CDATA[Amoxiciline]]></category>
		<category><![CDATA[Amphotericine]]></category>
		<category><![CDATA[Ampiciline]]></category>
		<category><![CDATA[Androgenler]]></category>
		<category><![CDATA[anestezik]]></category>
		<category><![CDATA[Antineoplasticler]]></category>
		<category><![CDATA[Atropine]]></category>
		<category><![CDATA[B]]></category>
		<category><![CDATA[Cadeine]]></category>
		<category><![CDATA[Cephalexine]]></category>
		<category><![CDATA[Chloramphenicol]]></category>
		<category><![CDATA[Chlorpheniramine]]></category>
		<category><![CDATA[Chorlinesterase]]></category>
		<category><![CDATA[Clindamycin]]></category>
		<category><![CDATA[Clonazepam]]></category>
		<category><![CDATA[Colistine]]></category>
		<category><![CDATA[D]]></category>
		<category><![CDATA[Dextrometorphan]]></category>
		<category><![CDATA[Diazepam]]></category>
		<category><![CDATA[Diazoxide]]></category>
		<category><![CDATA[Dicloxaciline]]></category>
		<category><![CDATA[Diethyl ether]]></category>
		<category><![CDATA[Diethylcarbamazine]]></category>
		<category><![CDATA[Digoxin]]></category>
		<category><![CDATA[Dimethylsulfoxide]]></category>
		<category><![CDATA[Dogitoxin]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[donemde) Chlorpromazine]]></category>
		<category><![CDATA[Doxapram]]></category>
		<category><![CDATA[doz)]]></category>
		<category><![CDATA[doz) Phenylbutasone]]></category>
		<category><![CDATA[EDTA]]></category>
		<category><![CDATA[Ephedrine]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[Erytromycine]]></category>
		<category><![CDATA[Estrogenler]]></category>
		<category><![CDATA[etkili)]]></category>
		<category><![CDATA[etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[Fötus]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[genel]]></category>
		<category><![CDATA[genel anestezikler]]></category>
		<category><![CDATA[Gentamicine]]></category>
		<category><![CDATA[Griseofulvin]]></category>
		<category><![CDATA[Halothane]]></category>
		<category><![CDATA[Heparin]]></category>
		<category><![CDATA[İlaçların]]></category>
		<category><![CDATA[İndomethacine]]></category>
		<category><![CDATA[inhibitörleri Corticosteroidler]]></category>
		<category><![CDATA[İodides]]></category>
		<category><![CDATA[Isoproterenol]]></category>
		<category><![CDATA[K]]></category>
		<category><![CDATA[Kanamycine]]></category>
		<category><![CDATA[kloramfenikol]]></category>
		<category><![CDATA[Lidocaine]]></category>
		<category><![CDATA[Lincomycin]]></category>
		<category><![CDATA[lokal]]></category>
		<category><![CDATA[lokal anestezikler]]></category>
		<category><![CDATA[Mannitol]]></category>
		<category><![CDATA[Mebendazole]]></category>
		<category><![CDATA[Memoxamine]]></category>
		<category><![CDATA[Meperidine]]></category>
		<category><![CDATA[Metaproteranol]]></category>
		<category><![CDATA[Metharpyrilene]]></category>
		<category><![CDATA[Methenamine]]></category>
		<category><![CDATA[Metroniadzole]]></category>
		<category><![CDATA[Neomycin]]></category>
		<category><![CDATA[Niclosamid]]></category>
		<category><![CDATA[Nitrofuranlar]]></category>
		<category><![CDATA[Nitrofurantoin]]></category>
		<category><![CDATA[Penisilin]]></category>
		<category><![CDATA[Phenobarbital]]></category>
		<category><![CDATA[Phenylphirine]]></category>
		<category><![CDATA[Pilocarpin]]></category>
		<category><![CDATA[Piperazin]]></category>
		<category><![CDATA[Pirimidone]]></category>
		<category><![CDATA[Polymyxin]]></category>
		<category><![CDATA[Pralidoxime]]></category>
		<category><![CDATA[Procaine]]></category>
		<category><![CDATA[Pyrilamine Cephalothin]]></category>
		<category><![CDATA[Reserpine]]></category>
		<category><![CDATA[Salbutamol]]></category>
		<category><![CDATA[Salicylates]]></category>
		<category><![CDATA[Selenite]]></category>
		<category><![CDATA[Sodium]]></category>
		<category><![CDATA[Spirinolactone]]></category>
		<category><![CDATA[Streptomycin]]></category>
		<category><![CDATA[Sulfonamides]]></category>
		<category><![CDATA[Sulfonamidler]]></category>
		<category><![CDATA[Süresince]]></category>
		<category><![CDATA[Tetracaine Chymotiypsin]]></category>
		<category><![CDATA[Tetracyclineler]]></category>
		<category><![CDATA[tetrasiklin]]></category>
		<category><![CDATA[Theophyline]]></category>
		<category><![CDATA[Tiletamine]]></category>
		<category><![CDATA[Triamterene]]></category>
		<category><![CDATA[Urokinase]]></category>
		<category><![CDATA[Uygulanan]]></category>
		<category><![CDATA[üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>
		<category><![CDATA[Vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[Warfarin]]></category>
		<category><![CDATA[yakın)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emrekoyuncu.net/?p=1074</guid>
		<description><![CDATA[Gebelik devamınca, gelisen yavru annenin obligat bir parazitidir. Böyle bir yavrunun uygun bir ortamda gelişmesi ve korunmasi annenin fizyolojik bütünlüğüne bağlıdir. Annenin, embriyogenesis, fatal yaşam ya da doğum anında ilaçlarla karşı karşıya gelmesi, gametlerin ve yavrunun gelişmesini ile işlevini etkileyebilmektedir. Örnegin, zigotun uterusa bağlanmasından önce uygulanan ilaçlar blastositi etkileyerek embriyonik ölümlere veya anomalilere neden olurken [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li>Gebelik devamınca, gelisen yavru annenin obligat bir parazitidir.</li>
<li>Böyle bir yavrunun uygun bir ortamda gelişmesi ve korunmasi annenin fizyolojik bütünlüğüne bağlıdir.</li>
<li>Annenin, embriyogenesis, fatal yaşam ya da doğum anında ilaçlarla karşı karşıya gelmesi, gametlerin ve yavrunun gelişmesini ile işlevini etkileyebilmektedir.</li>
<li>Örnegin, zigotun uterusa bağlanmasından önce uygulanan ilaçlar blastositi etkileyerek embriyonik ölümlere veya anomalilere neden olurken ileri gebelerde fotüsde işlevsel bozukluklara sebebiyet verebilmektedir.</li>
<li>Bu nedenle, gebelik süresince, ilaçla tedavide bir takim güçlüklerle karşilaşılmakta ve bu dönemde ideal bir ilaç seçimine gereksinim duyulmaktadir.</li>
</ul>
<p><em><strong>Anestezik türevlerin etkisi</strong></em></p>
<p><strong>1. Genel Anestezikler</strong></p>
<ul>
<li>Birçok      anestezik türevi plasentayı geçerek yeni doğan yavrunun M.S.S.’ nde önemli      bozukluklara neden olurlar.</li>
<li>Biyotransformasyonu      gerektiren intravenöz anestezik türevleri (barbitüratlar gibi) veya      böbrekler yoluyla atılım gerektiren ilaçlar (ketamin gibi) doğumu takiben      yavru üzerinde uzun süre bozukluklar oluşturduklarından kullanılmaları      oldukça sakıncalı olabileceği vurgulanmıştır.</li>
<li>Afyonlu      uyuşturucular anne kan dolaşımından fötuse kolayca geçerek yeni doğanda      solunum  sistemi ile ilgili      bozukluklar oluştururlar.</li>
</ul>
<p><strong>2. Trankilizanlar</strong></p>
<ul>
<li>Genel anestezikler gibi plasentayı geçerek yavruda istenilmeyen etkiler oluşturabilirler.</li>
<li>Bunlar arasında klorpromazin, yavru da uzun süreli sedasyon ve etinopati, diazepam, klor- diyazoksid ve fenitoin ise neonatal bozukluklar oluştururlar.</li>
</ul>
<p><strong>3. Lokal Anestezikler</strong></p>
<ul>
<li>Anne kan dolaşımı tarafmdan hızla absorbe      edilirlerse fötusun M.S.S. de depresyon, bradikardi ve asidozis meydana      getirirler.</li>
<li>Antimikrobiyal ilaçlarının kullanımı gebelik hem anne hemde      yavru açısından bazı antimikrobiyal ajanlara karşı reaksiyon riskini      artırmasının yanısıra birçok antibiyotiğin farmakokinetiğinide etkiler.</li>
</ul>
<p style="padding-left: 60px;"><strong>Penisilinler :</strong> Bu gurup altında olan ampisilin plazma konsantrasyonu gebe olmayanlara nazaran gebe olanlarda daha duşüktür. Bu fenomen, gebelik süresince ilacın büyük hacimlerde dokulara yayılıp çok hızlı yıkımlanmasıyla açıklanabilir.</p>
<p style="padding-left: 60px;"><strong>Tetrasiklinler: </strong>Dişlerde hipoplazi ve uzun kemiklerin gelişmesini engeller. Bunun yanısıra yavruda karaciğerde nekroz, pankreasın yangılanmasına, böbrek yıkımlanmalarına ve protein sentezini durdurarak anti-anabolik etkiye neden olurlar.</p>
<p><div style="text-align:center;border:1px dashed #FF9A9A;padding:8px;margin:10px auto;color:#FF6666;">Devamını görüntülemek için <a href="http://www.emrekoyuncu.net/wp-login.php?redirect_to=http%3A%2F%2Fwww.emrekoyuncu.net%2Farsiv%2Fdogum-ve-gebelik-suresince-uygulanan-ilaclarin-fotus-uzerine-etkisi.html">giriş yapmak</a> zorundasınız.</div></p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/yavru-kopeklerin-sagligi-ile-ilgili-bazi-parametreler.html" rel="bookmark" class="crp_title">Yavru köpeklerin sağlığı ile ilgili bazı parametreler</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/kopek-asi-takvimi.html" rel="bookmark" class="crp_title">Köpek Aşı Takvimi</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/orta-karadeniz-kalkinma-ajansi-hibe-cagrisi.html" rel="bookmark" class="crp_title">Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı Hibe Çağrısı</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/canik-ati.html" rel="bookmark" class="crp_title">Canik Atı</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/glikoprotein-hormonlar.html" rel="bookmark" class="crp_title">Glikoprotein Hormonlar</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/dogum-ve-gebelik-suresince-uygulanan-ilaclarin-fotus-uzerine-etkisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çinlilerin gözleri neden çekiktir?</title>
		<link>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/cinlilerin-gozleri-neden-cekiktir.html</link>
		<comments>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/cinlilerin-gozleri-neden-cekiktir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Aug 2011 10:56:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mrkync</dc:creator>
				<category><![CDATA[Birazda Gülelim]]></category>
		<category><![CDATA[Lüzumsuz Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[çekiktir.]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[çinli]]></category>
		<category><![CDATA[çinlilerin]]></category>
		<category><![CDATA[gözleri]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emrekoyuncu.net/?p=1070</guid>
		<description><![CDATA[Sadece Çinlilerin değil Japonların, Orta ve Güneydoğu Asya&#8217;da yaşayanların hatta Eskimoların bile gözleri çekiktir. Aslında &#8216;çekik gözlü&#8217; olmak tanımı kesinlikle yanlıştır. Göz yapısı dünyada bütün insanlarda aynıdır. Farkı yaratan göz kapaklarıdır. Çekik gözlü diye nitelendirilen ırklarda gözün üzerindeki göz kapağının ikinci kıvrımı, gözün üstüne doğru daha fazla inmiştir ve bu durum gözün sanki daha darmış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sadece Çinlilerin değil Japonların, Orta ve Güneydoğu Asya&#8217;da yaşayanların hatta Eskimoların bile gözleri çekiktir. Aslında &#8216;çekik gözlü&#8217; olmak tanımı kesinlikle yanlıştır. Göz yapısı dünyada bütün insanlarda aynıdır.</p>
<p>Farkı yaratan göz kapaklarıdır. Çekik gözlü diye nitelendirilen ırklarda gözün üzerindeki göz kapağının ikinci kıvrımı, gözün üstüne doğru daha fazla inmiştir ve bu durum gözün sanki daha darmış gibi görünmesine sebep olur.</p>
<p>Peki bu, niçin böyledir? Bir teoriye göre göz kapağının üzerinde katlı olarak duran bu ikinci kıvrımı, bu insanların gözlerini yoğun olan kar tabakasının, göz kamaştıran ışığından korumak için, bir nevi kar gözlüğü gibi gelişmiştir.</p>
<p>Her ne kadar yukarıda belirtilen bölgelerin bazılarında kar hiç yağmıyorsa bile bilim insanları bugün çekik gözlü diye nitelendirdiğimiz insanların atalarının son buzul çağında Sibirya&#8217;dan, yani Asya&#8217;nın kar ve buzla kaplı en soğuk bölgesinden güneye, bugün yaşadıkları yerlere göç ettiklerine inanıyorlar.</p>
<p>Bu kadar soğuk iklimde yaşayanların vücutlarının iklime uyum sağlamaktan başka çareleri yoktu. Sadece gözler değil, burun da rüzgara en az maruz kalacak şekilde küçülmüş, burun delikleri, solunan hava ciğerlere gidene kadar ısınsın diye daralmıştır. Ciltleri de bu nedenle yağlıdır.</p>
<p>Göz kapakları da daha yağlı olduğundan, daha sarkık durur ve bu oluşum gözü ve iç tabakalarını kara ve buza karşı korur. Yani &#8216;çekik gözlü&#8217; değil &#8216;düşük göz kapaklı&#8217; tanımını kullanmak daha doğrudur.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/birazda-gulelim.html" rel="bookmark" class="crp_title">Birazda Gülelim</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/20117-yeni-bir-askerlik-teskere-tarihi-belirsiz.html" rel="bookmark" class="crp_title">2011/7 Yeni bir askerlik, teskere tarihi belirsiz&#8230;</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/erkeklerin-elbise-dugmeleri-neden-sagdadir.html" rel="bookmark" class="crp_title">Erkeklerin elbise düğmeleri neden sağdadır?</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/koyun-ve-kecilerde-oestrus-ovis-enfeksiyonlari.html" rel="bookmark" class="crp_title">Koyun ve keçilerde oestrus ovis enfeksiyonları</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/bir-hafta-nicin-7-gundur.html" rel="bookmark" class="crp_title">Bir hafta niçin 7 gündür?</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/cinlilerin-gozleri-neden-cekiktir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gün ve ay isimleri nereden geliyor?</title>
		<link>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/gun-ve-ay-isimleri-nereden-geliyor.html</link>
		<comments>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/gun-ve-ay-isimleri-nereden-geliyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Aug 2011 10:45:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mrkync</dc:creator>
				<category><![CDATA[Birazda Gülelim]]></category>
		<category><![CDATA[Lüzumsuz Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[ay]]></category>
		<category><![CDATA[geliyor]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[isimleri]]></category>
		<category><![CDATA[nereden]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emrekoyuncu.net/?p=1064</guid>
		<description><![CDATA[Tavla oynayanlar Farsça altıya kadar saymasını bilirler (yek, du, se, cihar, penç, şeş). Şimdi de yedi sayısını öğreniyoruz. Farsça yedi &#8216;heft&#8217; dir (veya hefte). Yedi günlük &#8216;hafta&#8217; ismi de buradan alınmıştır. Halen Türkçe&#8217;de kullandığımız gün isimlerinin kökenlerinin neler olduklarını biliyor musunuz? Cuma-Arapça-toplama, toplanma) Cumartesi-Arapça-(ertesi &#8211; Türkçe) Pazar-Farsça-(ba = yemek, zar = yer) Pazartesi-Farsça-(ertesi &#8211; Türkçe) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tavla oynayanlar Farsça altıya kadar saymasını bilirler (yek, du, se, cihar, penç, şeş). Şimdi de yedi sayısını öğreniyoruz. Farsça yedi &#8216;heft&#8217; dir (veya hefte). Yedi günlük &#8216;hafta&#8217; ismi de buradan alınmıştır. Halen Türkçe&#8217;de kullandığımız gün isimlerinin kökenlerinin neler olduklarını biliyor musunuz?</p>
<p>Cuma-Arapça-toplama, toplanma)</p>
<p>Cumartesi-Arapça-(ertesi &#8211; Türkçe)</p>
<p>Pazar-Farsça-(ba = yemek, zar = yer)</p>
<p>Pazartesi-Farsça-(ertesi &#8211; Türkçe)</p>
<p>Salı-İbrânice-(üçüncü)</p>
<p>Çarşamba-Farsça-(cehar şenbe = dördüncü gün)</p>
<p>Perşembe-Farsça-(penç şenbe = beşinci gün)</p>
<p>Günümüzde kullandığımız ay isimlerinin geldikleri yerler de karışık. Hicri takvimdeki Arabi ay isimlerinin bugün hiçbirini kullanmamamıza rağmen yine de Şubat, Nisan, Haziran, Temmuz ve Eylül aylarının isimlerinin kökenleri Arapça ve Süryanice, Kasım ayının ise Arapça.</p>
<p>İşin daha ilginç yanı bunlardan Şubat, Nisan, Temmuz ve Eylül hemen hemen aynı telaffuzla Yahudi takviminde de yer alıyorlar. Gelin ayların isimleri ve kökenlerine bir göz atalım.</p>
<p>Ocak = Türkçe (Kışın evlerde ateş yakılan yer)</p>
<p>Şubat = Süryanice</p>
<p>Mart = Latince (Maritus &#8211; mitolojik isim Mars&#8217;tan)</p>
<p>Nisan = Süryanice</p>
<p>Mayıs = Latince (Tanrıça Maria&#8217;nın ayı)</p>
<p>Haziran = Süryanice</p>
<p>Temmuz = Arapça / Süryanice</p>
<p>Ağustos = Latince (Roma İmparatoru Augustus&#8217;un adından)</p>
<p>Eylül = Süryanice</p>
<p>Ekim = Türkçe (Toprağı ekmekten)</p>
<p>Kasım = Arapça (Bölen)</p>
<p>Aralık = Türkçe (İki zaman dilimi arası)</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/bir-hafta-nicin-7-gundur.html" rel="bookmark" class="crp_title">Bir hafta niçin 7 gündür?</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/cine-capari-koyunu.html" rel="bookmark" class="crp_title">Çine Çaparı Koyunu</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/wordpresste-istege-gore-kategori-siralama.html" rel="bookmark" class="crp_title">WordPress&#8217;te isteğe göre kategori sıralama</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/13-sayisi-neden-ugursuzdur.html" rel="bookmark" class="crp_title">13 sayısı neden uğursuzdur?</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/erkekler-eskiden-nasil-tras-oluyorlardi.html" rel="bookmark" class="crp_title">Erkekler eskiden nasıl traş oluyorlardı.</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/gun-ve-ay-isimleri-nereden-geliyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir hafta niçin 7 gündür?</title>
		<link>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/bir-hafta-nicin-7-gundur.html</link>
		<comments>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/bir-hafta-nicin-7-gundur.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Aug 2011 10:40:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mrkync</dc:creator>
				<category><![CDATA[Birazda Gülelim]]></category>
		<category><![CDATA[Lüzumsuz Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[gündür]]></category>
		<category><![CDATA[hafta]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[yedi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emrekoyuncu.net/?p=1061</guid>
		<description><![CDATA[Bir gün Güneş&#8217;in doğduğu zamandan ertesi gün doğacağı zamana kadar geçen süredir. Bir ay ise Ay&#8217;ın aynı evresinin gökyüzünde tekrar göründüğü zamana kadar geçen süredir. Çok eskilerde bu zaman birimleri insanların hayatlarını organize edebilmeleri için yeterliydi. Zamanla bir günden uzun, bir aydan da kısa bir zaman birimine ihtiyaç duyuldu. Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gün Güneş&#8217;in doğduğu zamandan ertesi gün doğacağı zamana kadar geçen süredir. Bir ay ise Ay&#8217;ın aynı evresinin gökyüzünde tekrar göründüğü zamana kadar geçen süredir. Çok eskilerde bu zaman birimleri insanların hayatlarını organize edebilmeleri için yeterliydi.</p>
<p>Zamanla bir günden uzun, bir aydan da kısa bir zaman birimine ihtiyaç duyuldu. Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanmaya başladılar. Sonraları Yunanlılar, Çinliler ve Mısırlılar 10 günlük, Romalılar ise 8 günlük haftayı kullanmaya çalıştılar.</p>
<p>Bir hafta olarak kabul edilen yedi günlük sürenin kaynağı tam olarak bilinmiyor. En kuvvetli tez bu sürenin Ay&#8217;ın evrelerinden kaynaklandığına dayanır. Ay&#8217;ın dört evresinin (yeni ay, ilk dördün, dolunay, son dördün) sürelerine en yakın olan tam gün sayısı yedidir.</p>
<p>Ancak bu doğal ve astronomik temelin yanı sıra astrolojik bir inanışın da, ta Babilliler zamanından itibaren, yedi günün bir hafta olarak seçilmesinde rol oynadığı ileri sürülüyor. İlk çağlarda bilinen beş gezegen ile Güneş ve Ay&#8217;ın toplam sayısının yedi oluşu bu sayıya gizemli ve uğurlu bir sayı olarak bakılmasına neden olmuştur.</p>
<p>Daha sonraları dinlerde göklerin yedi kat oluşuna inanış, müzikteki ana nota ve tabiattaki ana renk sayılarının da yedi oluşu bu sayının gizemini iyice arttırmıştır. Takvimde yedi günlük haftanın resmiyet kazanması ise milattan sonra 327 yılında Roma İmparatoru I. Constantinus&#8217;un çıkardığı bir emirle olmuştur.</p>
<p>Tevrat&#8217;ın yaratılış (tekvin) anlayışına göre Tanrı evreni 6 günde yaratmış, yedinci günde de (cumartesi) dinlenmiştir. Hıristiyanlar haftayı Tevrat&#8217;taki şekliyle kabul ettiler, yalnız Hz. İsa&#8217;nın diriliş hatırasına yedinci günü değil de birinci günü, yani pazarı &#8216;Tanrı Günü&#8217; olarak kabul ettiler.</p>
<p>İslam dininin doğuşundan sonra da yine yedi günlük hafta süresi benimsendi. Ancak Hz. Muhammed&#8217;in müminleri mescitte toplayıp, namaz kıldığı, hutbede devlet ve günlük işleriyle ilgili açıklamalar yaptığı altıncı gün (cuma) dinlenme günü olarak kabul edildi. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nde 27 Mayıs 1935 tarihinde yayımlanan bir kanunla tatil günü cumadan pazara alındı.</p>
<p>1792 yılında Fransa takvim yapısını değiştirerek 10 günü bir hafta kabul etti ama yürütemedi. Rusya 1929&#8242;da 5 günlük hafta uygulamasına geçti, sonra bir haftayı 6 güne çıkardı ve sonunda pes ederek 1940&#8242;da 7 günlük haftaya geri döndü.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/gun-ve-ay-isimleri-nereden-geliyor.html" rel="bookmark" class="crp_title">Gün ve ay isimleri nereden geliyor?</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/13-sayisi-neden-ugursuzdur.html" rel="bookmark" class="crp_title">13 sayısı neden uğursuzdur?</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/gezdim-gordum/veteriner-hekimleri-gunu" rel="bookmark" class="crp_title">Veteriner Hekimleri Günü</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/gezdim-gordum/mirayin-dogum-gunu" rel="bookmark" class="crp_title">Miray&#8217;ın doğum günü</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/erkekler-eskiden-nasil-tras-oluyorlardi.html" rel="bookmark" class="crp_title">Erkekler eskiden nasıl traş oluyorlardı.</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/bir-hafta-nicin-7-gundur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erkekler eskiden nasıl traş oluyorlardı.</title>
		<link>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/erkekler-eskiden-nasil-tras-oluyorlardi.html</link>
		<comments>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/erkekler-eskiden-nasil-tras-oluyorlardi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Aug 2011 15:07:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mrkync</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lüzumsuz Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[eskiden]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[oluyorlardı]]></category>
		<category><![CDATA[traş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emrekoyuncu.net/?p=1057</guid>
		<description><![CDATA[1991&#8242;de Avusturya Alpleri&#8217;nde buzullar arasında donmuş bir erkek cesedi bulundu. Şaşırtıcı olan cesedin 5.200 yıl önce yaşamış birine ait olması ve bugüne kadar hemen hemen hiç bozulmadan kalabilmesiydi. &#8216;Alp Çobanı&#8217; adı verilen bu cesette dikkat çeken bir başka husus da, yüzünde sakal ve bıyık olmamasıydı.Arkeologlara göre erkekler tarih öncesi devirlerde de tıraş oluyorlardı. Mağara duvarlarındaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1991&#8242;de Avusturya Alpleri&#8217;nde buzullar arasında donmuş bir erkek cesedi bulundu. Şaşırtıcı olan cesedin 5.200 yıl önce yaşamış birine ait olması ve bugüne kadar hemen hemen hiç bozulmadan kalabilmesiydi.</p>
<p>&#8216;Alp Çobanı&#8217; adı verilen bu cesette dikkat çeken bir başka husus da, yüzünde sakal ve bıyık olmamasıydı.Arkeologlara göre erkekler tarih öncesi devirlerde de tıraş oluyorlardı. Mağara duvarlarındaki bu devirlerden kalma resimler sakal tıraşı için kabukların, köpekbalığı dişlerinin, en çok da keskinleştirilmiş çakmaktaşlarının kullanıldığını göstermektedir.</p>
<p>Günümüzde keşfedilen bazı ilkel kabilelerde çakmaktaşının bu amaçla kullanıldığı gerçekten de görülmektedir. Mısır&#8217;da açılan mezarlarda eski Mısırlıların M.Ö. 4. yüzyılda sakal kesmek için kullandıkları altın ve bakır aletler bulunmuştur.</p>
<p>Tarih öncesi erkeğinin sakal tıraşı olma nedeni, kesilmezse 150 santimetreye kadar uzayabilecek olan sakalın hareket kabiliyetini hayli kısıtlamasıdır. Ancak sinek kaydı tıraş olma ihtiyacının nedeni bilinmemektedir. Her gün kesilmesi gerekiyorsa erkekler niçin sakallı yaratılmışlardır, o da ayrı bir konu. Erkekler günümüzde olduğu gibi geçmiş zamanlarda da din, toplumsal konum ve moda gibi nedenlerle tıraş oluyorlardı.</p>
<p>Örneğin, Roma&#8217;da sadece özgür insanlar tıraş olabilirdi.MS. 14. yüzyılda şimdiki usturanın ilkelleri ortaya çıkmaya başladı, ama erkeklerin acılı ve kanlı tıraş derdi 20. yüzyılın başlarına kadar devam etti. King Camp Gillette (jilet) ABD&#8217;de 1901 yılında ilk iki taraflı jileti keşfetti. Ancak Birinci Dünya Savaşı yıllarına kadar 168 jilet ve 51 makine satabilmişti. Savaş başlarında ABD hükümeti ordunun ihtiyacını karşılamak için firmaya 3,5 milyon tıraş makinesi sipariş etti. Böylece tıraş bıçağı bir sektör haline geldi.Kısa bir süre sonra eski bir kılıç üreticisi olan Wilkinson firması da tıraş bıçağı üretimine geçti ve bu ikili günümüze kadar piyasanın devleri olarak geldiler. Günümüzde Gillette dünya pazarının yüzde 66&#8242;sim elinde bulundururken, Wilkinson&#8217;un payı yüzde 20&#8242;dir. Daima sektörün motoru olan Gillette aslında kaşifinin ve firmanın ismi ve bir marka iken ürünün de ismi haline gelmiştir1950&#8242;li yıllarda ilk elektrikli tıraş makineleri devreye girdi. Aynı yıllarda ise paslanmaz çelik tıraş bıçağı piyasaya çıktı. Günümüz erkeklerinin yaklaşık yüzde 80&#8242;i ıslak tıraşı yani tıraş bıçağı kullanmayı tercih ediyor. Dünyada tıraş olan 2 milyar erkek ve her birinin yüzünde ortalama 15 bin kıl varken ve hele hele bu kıllar günde yaklaşık 2 milimetre uzarken, yani bir erkeğin ömrünün ortalama 100 günü tıraş olmakla geçerken, kim bükebilir tıraş bıçağı sektörünün bileğini?</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/bir-hafta-nicin-7-gundur.html" rel="bookmark" class="crp_title">Bir hafta niçin 7 gündür?</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/erkeklerin-elbise-dugmeleri-neden-sagdadir.html" rel="bookmark" class="crp_title">Erkeklerin elbise düğmeleri neden sağdadır?</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/13-sayisi-neden-ugursuzdur.html" rel="bookmark" class="crp_title">13 sayısı neden uğursuzdur?</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/cinlilerin-gozleri-neden-cekiktir.html" rel="bookmark" class="crp_title">Çinlilerin gözleri neden çekiktir?</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/kil-kecisi.html" rel="bookmark" class="crp_title">Kıl Keçisi</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/erkekler-eskiden-nasil-tras-oluyorlardi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erkeklerin elbise düğmeleri neden sağdadır?</title>
		<link>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/erkeklerin-elbise-dugmeleri-neden-sagdadir.html</link>
		<comments>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/erkeklerin-elbise-dugmeleri-neden-sagdadir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Aug 2011 15:03:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mrkync</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lüzumsuz Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[düğmeleri]]></category>
		<category><![CDATA[erkeklerin]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[sağdadır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emrekoyuncu.net/?p=1054</guid>
		<description><![CDATA[Hakikaten, niçin erkeklerin tüm giysilerinde düğmeler sağda, ilikler solda iken kadın giysilerinde tam tersidir? İşte, insanların daha çok sağ ellerini kullanmalarından dolayı yerleşen bir alışkanlık daha. Sağ elini kullanan bir insan için, sağdaki bir düğmeyi, soldaki bir iliğe geçirmek daha kolaydır. Bu nedenle de erkeklerin düğmeleri daima sağdadır.Peki kadınların düğmeleri niçin solda? Kadınların çoğunluğu da, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hakikaten, niçin erkeklerin tüm giysilerinde düğmeler sağda, ilikler solda iken kadın giysilerinde tam tersidir?</p>
<p>İşte, insanların daha çok sağ ellerini kullanmalarından dolayı yerleşen bir alışkanlık daha. Sağ elini kullanan bir insan için, sağdaki bir düğmeyi, soldaki bir iliğe geçirmek daha kolaydır. Bu nedenle de erkeklerin düğmeleri daima sağdadır.Peki kadınların düğmeleri niçin solda? Kadınların çoğunluğu da, daha çok sağ ellerini kullanmıyor mu?Giysilerde düğmelerin kullanılmaya başlanıldığı ilk zamanlarda, düğmeler hem çabuk kırılabiliyordu, hem de herkesin alamayacağı kadar pahalı idi.</p>
<p>Düğme alabilecek zengin kadınlar da, uzun elbiselerini ancak hizmetçilerinin yardımı ile giyebiliyorlardı.Hizmetçiler ise hanımlarının karşısında, onların düğmelerini, sağ ellerini kullanarak daha rahat ve daha hızlı ilikleyebiliyorlardı (tabii erkeklerin de daha hızlı çözdüklerini söylemeye gerek yok).</p>
<p>Bu neden(ler)le, terziler düğmeleri hizmetçinin sağına, hanımının ise soluna gelecek şekilde diker oldular. Günümüzde her kadın, kendi kendine giyinip soyunmasına rağmen nedendir bilinmez, bu adet değişmedi.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/cinlilerin-gozleri-neden-cekiktir.html" rel="bookmark" class="crp_title">Çinlilerin gözleri neden çekiktir?</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/erkekler-eskiden-nasil-tras-oluyorlardi.html" rel="bookmark" class="crp_title">Erkekler eskiden nasıl traş oluyorlardı.</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/birazda-gulelim.html" rel="bookmark" class="crp_title">Birazda Gülelim</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/cine-capari-koyunu.html" rel="bookmark" class="crp_title">Çine Çaparı Koyunu</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/bir-hafta-nicin-7-gundur.html" rel="bookmark" class="crp_title">Bir hafta niçin 7 gündür?</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/erkeklerin-elbise-dugmeleri-neden-sagdadir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>13 sayısı neden uğursuzdur?</title>
		<link>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/13-sayisi-neden-ugursuzdur.html</link>
		<comments>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/13-sayisi-neden-ugursuzdur.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Aug 2011 14:59:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mrkync</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lüzumsuz Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[13]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[on üç]]></category>
		<category><![CDATA[sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[uğursuzdur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emrekoyuncu.net/?p=1051</guid>
		<description><![CDATA[13 sayısının uğursuz olduğuna ilişkin inanç dünyada o kadar yaygındır ki, yaşamı birçok yönde ciddi olarak etkilemektedir. Bazı ülkelerde evlerin kapılarına 13 numarası verilmez, uçaklarda 13. koltuk sırası yoktur, apartmanlarda, otellerde 13. kat ya 12A&#8217;dır ya da 14&#8242;tür. 13 numaralı oda yoktur. Olsa bile insanlar o odada kalmak istemezler. Hatta ayın 13&#8242;ünde işe gelmeme, uçak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>13 sayısının uğursuz olduğuna ilişkin inanç dünyada o kadar yaygındır ki, yaşamı birçok yönde ciddi olarak etkilemektedir. Bazı ülkelerde evlerin kapılarına 13 numarası verilmez, uçaklarda 13. koltuk sırası yoktur, apartmanlarda, otellerde 13. kat ya 12A&#8217;dır ya da 14&#8242;tür. 13 numaralı oda yoktur. Olsa bile insanlar o odada kalmak istemezler. Hatta ayın 13&#8242;ünde işe gelmeme, uçak ve tren rezervasyonlarının iptali, alışverişin düşmesi ve benzeri davranışların ABD&#8217;ye günde milyonlarca dolara mal olduğu söylenmektedir. Bu inanç bir fobi yani bir çeşit korku hastalığı olarak kabul edilmiş olup adı &#8216;triskaidekaphobia&#8217;dır.</p>
<p>Genel olarak bu inancın, Hz. İsa&#8217;nın meşhur son yemeğindeki havarilerin sayısından kaynaklandığı sanılsa da, kökü çok daha eskilere mitolojik tanrıların yaşadığına inanılan çağlara, İskandinavya topraklarına kadar gider.O zamanlarda ışık ve güzellik tanrısı Balder bir ziyafet verir. Balder Vikking&#8217;lerin meşhur tanrısı Odin ile Frigga&#8217;nın oğulları olup, ay kraliçesi Nanna&#8217;nın da eşidir. Bu ziyafete 12 kişi davetli iken, yalanların ve hilelerin tanrısı Loki, davetli olmadığı halde, zorla 13. kişi olarak katılmak ister. Ancak bu arada çıkan tartışmada, Loki diğer tanrılar tarafından da çok sevilen Balder&#8217;i öldürür.Bu mitolojik hikaye ve inanış İskandinavya&#8217;dan Avrupa&#8217;nın güneyine kadar yayılır. Hıristiyan din adamları bu halk masalını kullanırlar ve Hz. İsa&#8217;nın son yemeğine uygularlar. Hıristiyan versiyonunda Balder&#8217;in yerini Hz. İsa, Loki&#8217;nin yerini de hain Judas alır. Bu yemekten sonra 24 saat içinde de Hz. İsa çarmıha gerilerek öldürülür. Bu nedenle Hıristiyanlarda akşam yemeğinde 13 kişi bir araya gelirse bunlardan birinin başına bir felaket geleceğine inanılır.Bu inanışlara göre 13 sayısı uğursuzdur ama ayın cumaya rastlayan 13. günü hepten uğursuzdur. Ancak böyle bir günde doğmuşsanız tam tersi, yani 13 sizin uğurlu gününüzdür.</p>
<p>Cuma gününün uğursuz sayılmasına Havva anamızın Adem babamıza elmayı cuma günü yedirtip cennetten kovulmasına sebep olması, Hz. Nuh zamanındaki büyük selin cuma günü olması, Hz. İsa&#8217;nın cuma günü çarmıha gerilmesi gibi olaylardan biri veya hepsi neden olmuş olabilir.</p>
<p>Müslümanlar ise Hz. Adem&#8217;in cuma günü yaratıldığına inandıklarından bu güne diğer günlerden daha çok değer verirler.13 sayısının uğursuzluğuna duyulan inancın kökeninde bir yıl içinde ayın 13 kez dolunay olarak gözükmesinin yattığını söyleyenler de vardır.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/bir-hafta-nicin-7-gundur.html" rel="bookmark" class="crp_title">Bir hafta niçin 7 gündür?</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/gezdim-gordum/veteriner-hekimleri-gunu" rel="bookmark" class="crp_title">Veteriner Hekimleri Günü</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/gezdim-gordum/mirayin-dogum-gunu" rel="bookmark" class="crp_title">Miray&#8217;ın doğum günü</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/gun-ve-ay-isimleri-nereden-geliyor.html" rel="bookmark" class="crp_title">Gün ve ay isimleri nereden geliyor?</a></li><li><a href="http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/erkekler-eskiden-nasil-tras-oluyorlardi.html" rel="bookmark" class="crp_title">Erkekler eskiden nasıl traş oluyorlardı.</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emrekoyuncu.net/arsiv/13-sayisi-neden-ugursuzdur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

